| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

tamarra

"Her gün gençliğim için bir zulüm,sebebi sensin gülüm...Gülüşüme bir kurşun sıksa da ölüm,unutma ki umuda kurşun işlemez Gülüm..."

11 "insan" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"insan" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Kadın sesinin inanılmaz yararı

Kadın sesinin inanılmaz yararı

 

Uzmanlar kadın sesinin bitkiler üzerindeki inananılmaz etkilerini ortaya koydu. İşte sonuç..

Britanya Kraliyet Bahçecilik Derneğinin (RHS) yaptığı araştırmada, kadın bahçıvanların seslerinin domates fidelerinin daha çok büyümesini sağladığı gözlemlendi.

Daily Telefraph'ın haberine göre, RHS'nin Surrey'deki bir bahçesinde nisanda başlayan deneyde, John Wyndham'ın "The Day of the Triffids", Shakespeare'in "Yaz Gecesi Rüyası" ve Charles Darwin'in "Türlerin Kökeni" adlı eserlerinden parçalar çeşitli kişiler tarafından okunarak kayıt yapıldı.

10 domates fidesiyle yapılan deneyde, bu kayıtlar fidelerin saksılarına iliştirilen kulaklık vasıtasıyla bitkilere dinlettirildi. Kontrol grubu olarak 2 domates fidesine ise hiçbir şey dinlettirilmedi.

Bir ay süren deneyin sonucunda, kadın sesi dinletilen fidelerin erkek sesi dinletilenlere oranla ortalama 2,5 santimetre daha fazla uzadığı belirlendi.

Hatta bazı erkek sesleri o kadar başarısız oldu ki, bu seslerin dinletildiği fideler "sessizlik içinde büyümeye bırakılan" kontrol grubundaki fidelerden bile daha az büyüdü.
                                                  

''Yoruldum'' deme sakın

İnsan içindeki yolculuğa doğru gittiği yere yüreğiyle gitmeli...

Toplan gidelim yüreğim bir dağ çiçeğinde kelebek olalım... Şimdi tebessüm zamanı acılara yüreğim... Başını kaldırıp göğe, gözyaşlarını bir kuytuya saklayıp, umutsuzlukları bu şehre gömerek, umudu vurup terkine gitme zamanı şimdi yıldızlara . Varmı daha ağır yük, hasret çekmek kadar. Hasreti de vurup sırtımıze gidelim yüreğim...

Aldırma olup bitenlere, korkma! Siliver geçmişi içine sinmeyen bir şiirin son dizesi gibi. İçindeki yolculuğa doğru git sabah olmadan, şehir uyanmadan, kar yağmadan yollara... Toplan gidelim yüreğim, topla hayallerini ve dudağındaki kan güllerini, ihanetlerin dağladığı ateşlerde pişmeden yetim ruhumuz gidelim, gidelim buralardan ateş düşmeden canevimize...

Topla hayallerini topla gidelim yüreğim, yanına alıp özlemlerini ve bir ömre sığdırdığın öfkeni, yağmur yağarken anılara puslu bir havada sağır ve sessiz terk edelim bu şehri. Çekip gidelim yüreğim sabah olmadan, şehir uyanmadan...

Yanımıza alacak başka birşeyimiz olmasın varsın, dürüstlüğümüzden başka... Yolun başında elbet incitcekler bizi, itecekler, kanatcaklar, acıtcaklar, çamur atacaklar. Aldırma ihanetlere yüreğim. Her defasında onursuz, haysiyetsiz, iki yüzlü insanlarla karşılaşmak bu şehirde midemi bulandırıyor, zor geliyor artık.. 'Yoruldum'' deme sakın...Umudum tükendi” deme...
Varsın tek sermaye sevgimiz, tek çare umudumuz. tek doğru yolumuz olsun...

Hadi toplan yüreğim dağların ıssız doruklarına çıkalım, yetişmesin ardımızdan kahpe zifir, ziftli ihanetler... Toplan gidelim hüzünler çökmeden içimize, bir güz çiçeği bükmeden boynunu ardımızdan... Gidelim... Vuranlar kalbimizden vurdu bizi ah, daha fazla kanamadan kalbimiz gidelim...

Burda kalmamaız için hiç bir neden yok artık, yaslandığımız bütün duvarlar yıkıldı. Gidelim bir ağaçta dal olalım, yaprak olalım, bir dağ başında toprak olalım ama burdan uzak olalım. .
Kahpe dolu her taraf, varsın kahır ve gam olsun yükümüz, vurur sırtımıza gideriz, yeterki vurmasın bizi sırtmızdan hayat ...

Gidelim yüreğim gidelim, sevgileri alıp yanımıza, ihanetleri bırakıp geride, herkesi kendi günahıyla başbaşa bırakıp gidelim...

Hadi derin bir soluk alıp düşelim yollara, rüzgarlarla yıkayıp yüzümüzü, yıldızlara selam verip gidelim...
Bizim dünyamız burayla sınırlı değil, buraya sığmaz gönül güllerimiz bizim...

Toplan gidelim yüreğim gitmek zamanı, aldırma ihanetlere. ''yoruldum'' deme sakın...umudum tükendi” deme...
Toplan....
Toplan gidelim sabahı dudaklarından öpme aşkına...

Bir dağ çiçeğinde kelebek olalım...



Nuri CAN

Beni Bırakma Anne!

kan ve gül hareketli

Bu koku, ah bu koku, ama olamaz ki, bu yavrumun kokusu. Yıllarca hasretini çektiğim burnumda tüten koku bu...

Ah yavrum sen misin gerçekten?..Gözlerime inanamıyorum.. Sensin, geldin demek..Yolda bile beni gördüğünde yüzünü ekşitiyordun, bakışlarımdan uzağa kaçıyordun, her seferinde ben bin kere ölüyordum..Neydi aramıza giren, benden bu kadar nefret ettiren, o kadar uzun zaman oldu ki bu ihtiyar akılla o sebebi bile unuttum.

Geldin demek hem de kendi isteğinle. Hoş geldin yavrum dur şöyle kollarıma alayım..Kokuna doyayım..Saçların ne kadar ağarmış ben görmeyeli, gözlerine ötelerden bir hüzün çökmüş sanki..Ah kızım meğer ne çok özlemişim seni..Ev bile şenlendi gelişinle, her oda, her eşya mutlandı sen gelince..

Ne çok bekledim bu anı, şu emektar pencerede yollarını gözledim her gece,. Göçen kuşlar kaç kez geri geldi yuvalarına sayamadım, veda etti kaç kez kış, bahar renkli çiçeklerle kaç kez geldi yokluğunda, tutamadım aklımda..Askerler hep döndü ana ocağına, gurbetçiler sılanın toprağını öptü de bir sen yuvanın, hasretinden bağrı yanık ananın yolunu tutamadın..Söyle kızım söyle bana nasıl kıydın?

Gelsin dedim hep, yeter ki gelsin benim süt kokulu bebeğim, bu küslük bitsin ayağının tozlarına yüzümü süreyim, gözündeki bir damla yaşa ömrümü vereyim..Ah gönül çiçeğim benim, demek sonunda geldin. Sen de beni özledin demek, yokluğumla tükendin..Ellerimi yüzlerimi nasıl da öptün, gözyaşlarını tüm bedenime döktün, nasıl da ürperdim..

Peki bu gözyaşları neden kızım..Mutluluktan mı? Yoksa bir acın mı var paylaşmadığın.. Hani küçükken düşüp dizini yaraladığında, yüzünü buruşturup nazlı nazlı ağlardın ya, yüreğim titrerdi, can çekişirdi o masum bakışlarında.. Şefkatle öperdim yarandan, akan kanlara aldırmadan. Sevgimle belki de geçerdi acısı..Sarılırdın boynuma heyecanla, anneciğim sen doktor musun yoksa derdin ya...Ben anneydim kızım anneydim..

Öpeyim kızım yine öpeyim yaran nerde göstersene, iyileşsin öpeyim de..Sen yeter ki böyle gözyaşı dökme, bu bakışlarla yüreğimi titretme..Bir kez daha sarıl kızım o mis kokunda kaybolayım. Sana doyamam biliyorum hiç olmazsa uzun uzun koklayayım..Varlığında bir kez daha yok olayım..

Ne olur sarıl uzun uzun..Neden beni duymuyorsun kızım?..Neden sürekli ağlıyorsun..Ağlama artık burdasın, eskisi gibi kollarımdasın. Kanatlarımla korurum seni vız gelir dertler, koynumda saklarım, korurum kötülüklerden..

Sen yokken her gün eşyalarını kokladım, biliyor musun, ben senin yokluğuna hiç alışamadım..Gitme kızım, bir daha ayrılma sakın.Ama ne söylüyorsun anlayamıyorum.. Bağırmadan söyle kızım, ihtiyar artık kulaklarım.. Ağlamadan anlat da duyayım. Neden hıçkırıyorsun, neden çırpınıyorsun böyle. Ne oldu, bu kalabalık da ne, neden toplanmış bu insanlar?

- Anneciğimmm, beni affet affet anneciğim..Gitme sakın...Öldü dediler seni inanmadım..Aç gözlerini anneee, sarıl bana yine..Anneee, sen ölemezsin anne..Bırakamazsın beni..Gitme anneeee..Affet beni bırakma anne bırakmaaaa..

CANIM OĞLUM BENİ AFFET

Komik Resimler,Komik, Resimler, kot, pantolonlu, komik, baba, oğul, resim,

  CANIM OĞLUM BENİ AFFET
Altmış altı yaşındaki bir babayı dinlediğimde göz yaşlarımı tutamadım.Yorgun baba anlatıyordu;her kelimesinde zorlanıyor,tümcelerinde derin nefes alıyordu.Yıllar önce yaşanılanlar için pişmandı,üzgündü ve itiraf ediyordu! ...

CANIM OĞLUM BENİ AFFET!

Dünyaya gelişinin müjdesinde;daha annenin karnındayken,nasılda sevinmiştim anlatamam. Annene sarılmış “Seni çok seviyorum,bana erkek evladı vereceksin” Demiştim. Oysaki daha annen bir aylık hamileydi. Cinsiyetin bile belli değildi.

“İçimden erkek evladım olacak hissindeydim.’’

Ablanı ne kadar çok seviyordumsa, senide o kadar çok sevecektim. Ama işte ben Anadolu insanıyım; bir erkek oğlumun olma ihtimalide beni başka sevindiriyordu.

Aylar boyunca annen, ablanla beraber senin büyümeni bekledik. Seni anne karnından hep izledik. Bu arada şunu belirtmeden geçemeyeceğim; annende diğer anneler gibi hakkı ödenmez en şefkatli kadındır. Senin dünyaya gelmen için canıyla, yüreğiyle emek veriyordu.

Soğuk karlı bir kış günüydü;

Annenin sancıları başladı. Anneni acı çekerken görünce bende onunla aynı sancılarla ağlamaya başladım. Annen canında ben ise yüreğimde aynı sancıyı çekiyordum. Anneni hastaneye götürdüm. Annenin çığlıkları hala kulağımda; candan can çıkıyordu, ailemize ikinci çocuk geliyordu! Sevinç dolu bir acıydı.

Anneni içeri aldılar ben ve ablan; hem seni göreceğiz diye seviniyoruz, hem de annene kötü bir şey olmasın diye dua ediyorduk. Dışarı çıkan hemşirenin sesi ile irkildik.

“Bir oğlunuz oldu!!”

Çok mutlu olduk artık biz üç değil, dört kişiydik. Annenin de sağlık durumu iyi idi. Annen iyi olunca evimize gittik. Arkadaşlarım tebrikler etti;

“Erkek adamın aslan oğlu olur’’

...

İşte bu sözler beni sana karşı daha sorumluluklarla daha çok bağladı. İçimde sana dair hayalleri gerçekleştirmek için bir an önce yılların çabuk geçmesini istiyordum.

“Benim oğlum; balık tutacağız, beraber resim yapacağız, futbol oynayacak, tavlayı öğreteceğim, başarılı zengin işadamı yapacak, aynı takımı tutacağız;

“Benim oğlum aslan oğlum!!’’

İşimi gücümü erken bitirip evime neşeyle geliyordum. Çocuklarım ve karım için .. Hepimiz çok mutluyduk. Sen ,ablan, annen ve ben. Yıllar geçti bebekliğinden çıkıp çocuk oldun. Okula başlayacağın aylar başladığında, seni en güzel okullarda okutacağım planlarını yaptık. En güzel eğitimi almanı, çok başarılı öğrenci olmanı, iyi insan olmanı hep düşledim.

Gel gelelim bunları planlayan ve sana imkanları hazırlayan bir baba olarak; dış görünümümdeki o sert çatık kaşlı halimi bir türlü değiştiremedim. En ufak hatanda kızdım, bağırdım, ders çalış, daha daha dahaa!!...

Koşma düşersin, sokakta oynama, fazla zıplama, haylaz olma.. Gibi nasihatlerle seni gördüğüm zaman, ağzıma ne gelirse söylerdim.

Hatırlar mısın?

-Bir gün okuldan gelmiş ve evimizin önünde arkadaşlarınla oynadığını görmüş ve sana onların önünde bağırmıştım. Sanki oyun oynamanı istemiyor, oyuna düşkün olursan çalışamaz okuyamazmışsın gibi geliyordu.

Aynı şehirde bulunduğumuz okullarda değil de;

“Kolej de okumalı benim oğlum “Diyerek seni Başkent’te yatılı özel bir koleje, daha çocuk yaşında kayıt yaptırmıştım.

“Benim oğlum okuyacak en güzel şartlarda adam olacak!’’

Sana çocuk yaşta hasret çekmeyi öğrettim. Anne kollarında uyuman gerekirken yatılı okulun ranzalarında uyudun. Annenle hep tartıştık. Ağlarken annen; oğlumu özledim diye, “ Sabret oğlumuz adam olacak!” Diyerek anneni teselli ettim. İşte ana yüreği; kimi zaman inandı kimi zaman Başkent’e koşup seni sarıp sarmaladı.

Okuyup adam olman için elimde ne varsa senin uğruna dökmeyi babalık görevi gibi mecburi hizmet saydım ve yaptım.

Çocukluğun, ergenliğin hafta içinde bizden ayrı geçti. Hafta sonları ise ya sen geldin ya da biz. Okulu öyle böyle derken, matematiği bir türlü sevemeden bitirdin. Sanki programlanmış gibiydim; sana bu yaşattıklarımla, hayallerimi gerçekleştiriyordum. Liseyi bitirdiğin yaz tatilinde evimize gelmiştik. Onca yorucu ders yılından sonra tatildeydin.

-Yazlığa gidiyoruz,

-Ben gelmiyorum dedin.

O zaman nasıl sinirlenmiştim. ”Benim oğlum benim istediğim yere gelmiyor, nasıl yapar bunu diye kendime kızmış hakaret kabul etmiştim. Hatırlıyor musun, nasılda evde mutsuzluk yaşanmıştı. Yüksek sesle bangır bangır rock müziği dinlemen de beni rahatsız ediyordu. Aynı müziği de dinleyemiyor, aynı takımı tutmuyor, aynı nehirde balık tutamıyorduk. Benim istediklerimi sen yapmıyor, senin istediklerine de ben kızıyordum. Kederleniyor daha kaskatı ciddiyete bürünüyordum.

Bir gün tv’de haberleri seyrederken senin bana anlamlı bakışını gördüm, sanki bana karşı ; ”Baba neden bu kadar resmisin, seni sarmak öpmek istiyorum ama sen çok sertsin!!!’’ Diyordun.

-Ortam bozuktu senin sokaklarda serseri olmandan korkuyor senin istediğin her şeyin yanlış olacağı düşüncesiyle sana izin vermiyordum. Annenle bu yüzden çok tartışıyorduk

Annenle aran çok iyiydi. Hep seni annenin yanında mutlu sıcak samimi görüyordum. Ama benim yanımda çok ciddi soğuk mesafeli bir ortam oluşuyordu. Sanırım benim o kahrolası ciddiyetimden, tabularımdan kaynaklanıyordu. Sana yavrum, canım çocuğum, aslan oğlum hep demek istiyor ama bir türlü diyemiyordum. Sanki bunları dersem şımaracak, haylaz bir çocuk olacakmışsın gibi..

Hatırlıyor musun; en büyük isteğin araba kullanmaktı. Kuzenlerinden gizli gizli araba kullanmayı öğrenmiş olmalıydın ki; bir gün ev dolu misafir iken arabanın kapıda olmadığını fark ettim. Meğer sen arabayı alıp kaçamak yapmış, arkadaşlarınla dışarı çıkmışsın. Sabırla seni beklerken oldukça sinirliydim. Delikanlı oğluma arkadaşlarının önünde bağırdım, el kaldırdım. O yüzden günlerce senle konuşmadım. Odandan çıkmadın, bana görünmedin. Annenin gizli gözyaşlarını gördükçe sana daha da çok kızdım.

Sanki kontrolü kaybetmiştim. Benim oğlum beni dinlemiyor, oğlum üzerine beslediğim hayallerim tek tek suya düşüyor gibiydi. En kötüsü de yine Başkente üniversiteye gittiğinde senden aylarca haber alamayışımızdı. İnat edip aramıyor sormuyordun. Aylar sonra bir kız arkadaşın olduğunu duydum. Seni görmeye geldiğimde o sıpa gözlerinin içi gülüyordu. Ama benim oğlum benim istemediğim bir kızı sevemez dürtüsü ile gözlerine bakmıyor bunu görmezlikten geliyordum. Sonra ne derdim aleme oğlu memleketin dışından biri ile evlenmiş, babasını hiçe saymış. Bunu yapamazdım. Benim oğlum tanımadığımız bir ailenin kızıyla evlenemezdi! Yine ağırlığımı koydum. Annenin ısrarlarına aldırmadan seni o sevdiğin kızdan ayırdım.

Daha neler neler buna benzer sıkıntıları yaşadım. nedense sana doyasıya hiç sarılamadım. ”Canım oğlum’’ Diyemedim. Oysa sen annen karnındayken daha başlamıştı hayallerim. Ama hep seni kendim gibi olman için, çevre baskısından kurtulamadığım için baskıladım. O nedenle de hiç arkadaş, dost olamadık! Ne acıdır bu bilemezsin oğlum! Sanıyor muydun ki, bunları sana yaşatırken ben çok mu mutluydum?

Beni hep katı soğuk adam olarak tanıdın; haklısın çünkü sana hiç duygusallığımdan bir parçada olsa açık vermedim ki!! Vatanın Mehmetciği olma zamanın geldiğinde; ben, dayın, amcan seni görev yerine götürdüğümüzde ;nasıl da yüreğim ağrıyordu bilemezsin! Sen Asker ocağına selam deyip içeri girdiğinde; ne kadar kötü oldum, ”oğlum benim,canım benim’’ Diye içimden aktı kanlar kalbime.. Şimdi ilk kez açıklıyorum, iyi dinle beni;

Ayrıldık senden sen uzaklaşıncaya kadar sana baktım durdum ve göz yaşlarımla ıslandı bedenim. Ve sen bunu bilmiyordun! Belki de benim babam ne kadar duyarsız diyordun. İşte o gün senden ayrılırken çok ağladım.

Aylar sonra askerlik bitince, evlenmen için planlar yaptım. Memleketin iyi zengin kızıyla evlenmen gerektiğini söyledim. Biliyordum içinde kocaman b ir ateş yanıyor ; o ilk sevdiğin kız arkadaşın için! Ama mecburdum, ailemizin ekonomisi bozulmuştu. Senin bu evliliğinle bazı şeyler düzelecekti. (İşte orda da sana kıydım, canım oğlum, sevgini hiçe saydım!)

Evlendin ardından çocuğun oldu.. Öyle böyle derken evlisin; eşini zamanla sevebileceğin beklentisi ile hep seni uzaktan takip ediyorum. Moralin bozuk olunca; dünyam yıkılıyor, yüzün gülünce de mutlu oluyorum; ’’Demek ki oğlum, eşi ile çocuğu ile mutlu!!‘’ Ve şimdi 10 yıllık evlisin. Evine çocuğuna sahip çıkıyor ama hala özgürlüğünden de taviz vermiyorsun. (Hep seni takipteyim!)

Gecen gece annenle size geldiğimizde; eşin ile mutlu hava görünümü verdiniz. Ve çocuğuna sarılıp onu kucaklamanla beni çok duygulandırdın.

Ders çalışırken ona yardım ettin. Uykusu gelince onu öptün; ’’Canım yavrum bir tanem deyip yatağına kucağında götürdün, masal okudun, uykuya dalınca da üstünü örtüp yanımıza geldin.!!

İşte canım oğlum; o an ben, kişiliğimden, kendimden utandım. Yer gök sanki karıştı, tansiyonum yükseldi, kötüleştim. Ama bu halimi bile sizlere belli edemedim. Çünkü bu rahatsızlığımı anlatacak yüzüm yoktu sana!

Evet şimdi sen de bir babasın, geçimini sağlayacak bir işin, evin, araban da var.. Sorumluluğunu biliyor, eşine acı yaşatmamaya, onu mutlu etmeye çabalıyor ve çok iyi bir baba örneği sergiliyorsun. Bu son yaşam halini gördükçe ben sana yaşattıklarımdan dolayı vicdan azabı çekiyorum. Biliyor musun; en zor olan şey insanın yalnız kaldığında kendisi ile yüzleştiğinde yüzünün kızarması, kalbinin ağrımasıdır. 66 yaşında ki bir babanın içinde sakladığı azapları nihayet sana yazmış bulunuyorum. Küçükler değil, büyüklerde af dileyebilir; unutma bunu!

Doyasıya saramadığım, boynuna sarılıp dost, arkadaş olmadığım;

Canım oğlum, arkadaşım, sırdaşım olur musun?

Başını omzuma koyup dertleşir misin?

Elini belime sarıp, dostum olur musun? Ve hepsinden önemlisi;

CANIM OĞLUM,BENİ AF EDER MİSİN?

ANNE NEDİR ...............

ANNE,

dunyada karsilik beklemeden borek yapan tek insandir ...
karsiliksiz sevginin ete kemige burunmus halidir !
ne kadar uzsen de 10 dakka sonra seni affeden zarif bir memeli turudur,
yagli bile olsa tiksinmeden sacini oksayan, kucagina yatiran, opup koklayan
tek varliktir, melegin sut verebilenidir.
yarasin diye muhallebinin icine ciger katarak cocuguna yediren
manyaklik derecesinde yaraticidir.
yemek yemeyen cocugun dikkatini cekmek icin elindeki tencere ve
tavalarla maymunluk yapabilen kisidir, kafayi cocuklariyla bozmus,
gobek bagi kopsa da yurek bagi asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan
disisidir bulasik, utu, vb yaparkene bile automatik olarak cene calan, kendi
kendine konusan, anne ne diyon dediginizde 'sen kendi isine bak, bi de senle
ugrasmayayim' seklinde asortik cevaplar verendir, "Ulen eve bi saat gec
gelsek vır vır vır" seklinde kari dırdırı denen mereti erkeklere daha
kucukten belletendir, yemek uzmani, duzen insani, bilgili, kulturlu - her
seyi bilen sahsiyetdir, yavrularini yol tarafından degil, kaldirim
tarafindan yurutendir, dizi dizi incidir lakin gerektiginde laf sokma
dalında da birincidir, sevgiliden ayrilma haberi verildiginde, "amaaan ben
sana daha guzelini bulurum" diyebilen komik bir karakterdir, ''Oglum aradim
yoktun. Bende mesaj atayim dedim sana. Gelince ara beni emi aslan evladim.
Sapkasiz cikma o karilarla.
Kara borulcem benim optum annen''
seklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi israrla reddeden,
kabullenemeyen, kafasina gore yorumlayan bilisim dusmanidir,
*** ama ... ama dunyanın en guzel kucagina sahip, en guzel kokan,
harikulade bir varlıktir *** olmadik yerlerde "iyi ki dogurmusum ulen seni!"
diyen ve benim hatirima benimle freddy mercury dinleyen bir sabir agacidir,
evlatlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan guc abidesidir
evde biryere uzandiginiz an orada temizlik yapacagi tutan, temizlik
konusunda kayisi kopardigindan temizlikci gelecek diye evi temizleyen
balans ayari kacmis temizlik kaynagidir,      mutfakta yasayan, evde herkesi
idare eden ve geceleri baba denen      yasal      sevgilisiyle sevisen bi
tur canlidir,      iyiligin, merhametin, acaaip bir sefkatin, sadakatin,
sevginin
     guclerini
     birlestirdigi sonsuz bakiredir !!
     oglunun damat - kizinin gelin oldugunu gorunce,
     cocugu mezun olunca,
     cocugu gol atınca,
     cocugu hasta olunca,
     cocugu askere gidince,
     asmali kabagi seyredince,
     dolar yukselince velhasil buna benzer ota-b..ka bissuru seye
     aglayabilen,
     bu mesaji okurken duygulanip - gozleri dolabilen, aglamaya meyilli
     bir yapisi olan duygu pinaridir,
     son kiiii uc dort;
     uzakta dursa da yakin hissedilen,
     canı hep istenen, asla vazgecilmeyen,
     dizinin dibinde olmak istenen,
     evlatlarin varligini varligina armagan edebilecegi,
     *** islak - kuru ama heeeep duygulu***
     disi modelidir !!!

Açlıkla Mücadele Haftası'nın ardından

Geçtiğimiz günler (30 Mayıs-5 Haziran) Açlıkla mücadele Haftası idi. Basında hiç yer almadı.

Bence almaması da doğaldı...  Atalarımız boşuna dememiş  “Tok, açın halinden anlamaz”  diye... Dünyada 1.5 milyar insan açlık tehdidi altında yaşıyormuş, her yıl 600 bin çocuk açlıktan ölüyormuş, kimin umurunda...
Atasözü ve deyimler bir milletin dünya görüşünü ve hayat anlayışını yansıtır. Dolayısıyla, millet olarak  “açlık”  konusuna nasıl baktığımızı en iyi ifade eden elbette atasözlerimiz olacaktır. İşte onlardan birkaçı:
1- Acından ölmüşün mezarı yok. (Acından kimse ölmemiş.)
2- Aç doymam, tok acıkmam sanır.
3- Aç gezmekten tok ölmek yeğdir.
4- Acıyan uyumuş, acıkan uyuyamamış.
5- Aç aç ile yatınca arada dilenci doğar.
6- Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız (yüzsüz) edersin.
7- Aç köpek fırın deler.
8- Acıkan yer ayrı, acıyan yer ayrı.
9- Aç, elini kora sokar.
10- Açık boğaz aç kalmaz...
Bu sözler incelendiğinde, atalarımızın açlık sorununa kayıtsız kalmadıkları; aksine onu enine boyuna tartışarak konunun önemini ve alınması gereken tedbirleri ortaya koymuş oldukları görülecektir.
Diğer taraftan yüce dinimiz İslâm da yardımlaşmayı ve açlıkla mücadele etmeyi emreder. Hz. Peygamberin  “Komşusu açken tok yatan bizden değildir”  özünü hatırlayalım.
Mehmet Akif’in manzumeleştirdiği  “Kocakarı ile Ömer” hikâyesini duymuşsunuzdur:
Halife Ömer’le İbn-i Abbas bir gece Medine sokaklarını teftişe çıkarlar. Bir müddet dolaştıktan sonra şehrin kenar mahallelerinde bir çadır dikkatlerini çeker. İçeri girdiklerinde yaşlı bir kadının, “Açız! Açız!” diye ağlaşan torunlarını susturabilmek için suyun içine çakıl taşları koyup kaynattığını görürler. Bu acıklı manzara karşısında Hz. Ömer’le Abbas gece karanlığında hemen beytülmale koşarlar. Ve Halife Ömer bir çuval un alır sırtına, Abbas da bir teneke yağ omuzlar, kan ter içinde yaşlı kadının çadırına gelip alelacele bir tutmaç pişirerek yetimlerin karınlarını doyururlar. Yaşlı kadına da kısa zamanda kendisine maaş bağlanacağı müjdesini vererek çadırdan ayrılırlar.
Kısaca özetlemeye çalıştığımız bu hikâye de gösteriyor ki başta devlet başkanı olmak üzere herkesin açlıkla mücadeleye omuz vermesi gerekir. Ama ne yazık ki kapitalist düzen toplumun şuuraltına duyarsızlığı, nemelazımcılığı ve altta kalanın canı çıksın anlayışını yerleştirdiği için artık kimse başkasının aç mı susuz mu olduğuna bakmıyor. Devir tüketim devri... Herkes tüketme yarışında... Yemiyoruz, tüketiyoruz... Hazıra dağ dayanacak mı göreceğiz...

YAŞAMAK KARŞI DURMAKTIR İCABINDA.

Baskıya, dayatmaya, zulüme, zalime, ezene, sömürene, katile, fırsatçıya, fesatçıya, hayına.

Yaşamak, özgürlüğe, düşünceye, insanın insanca yaşamasına engel olan, ket vuran her şeye karşı durmaktır. İnsan onurunu çiğneyen, her gayri insaniliğe karşı durmaktır.

Yaşamak; her ne koşulda olursa olsun yılmamaktır. Yılmamak, yorulmamak, pes etmemektir. Yozlaşmamak, yabancılaşmamak, dejenere olmamak, savrulmamak, tükenmemek, yok olmamaktır.. Para, rant çıkar uğruna, satılmamaktır.

OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN GÜNÜN SÖZÜ

OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN

Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.


Gece gibi ol ayıpları örtmekte.


Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.


Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.


Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.


Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.

O çöpe atılır mı

O çöpe atılır mı
Kocaeli'nin Derince ilçesinde çöp konteynerinde bulunan yeni doğmuş erkek bebeğin ailesinin belirlenmesi için çalışmalar sürdürülüyor.

Edinilen bilgiye göre, polis ekipleri, Fatih Mahallesi Güven Sokak'ta dün gece çöp konteynerinde iç içe geçmiş ağzı bağlı iki poşet içinde bulunarak hastaneye kaldırılan erkek bebeğin ailesini belirlemek amacıyla çalışmalarına devam ediyor.

Bebekten kan örneği alındığı, ekiplerin ise bölgeye yakın sağlık ocaklarından doğum bekleyen ve doğum yapan hastaların isimlerini istediği, kan örneklerinin şüphelilerle karşılaştırılarak ailenin tespit edilmeye çalışılacağı öğrenildi.

Bu arada, Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesine dün gece bir süre kuvözde tutulan bebek, bugün aşılarının yapılmasının ardından Alikahya Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine sevk edildi.

Sağlıklı olduğu belirtilen bebeğin, burada bir süre daha kontrol altında tutulacağı, ardından da Kocaeli Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu yetkililerine teslim edileceği bildirildi.

Mahalle sakinleri, dün gece çöp konteynerinden bebek sesi gelmesi üzerine konteyneri kontrol etmiş, iç içe geçmiş ağzı bağlı iki poşet içinde bebek olduğu fark edilince durumu polise ve sağlık ekiplerine bildirmişti. Olay yerine gelen 112 Acil Sağlık ekibi, yaklaşık 1 saatlik olduğunu tahmin edilen bebeği Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürmüştü.

Hapishaneye resimde giren kuşlar

Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.

Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü, ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Bu nedenle kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "Üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.
Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?"

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :

"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri..."

http://www.koxuz.org/anasayfa/tr/node/3039