| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

tamarra

"Her gün gençliğim için bir zulüm,sebebi sensin gülüm...Gülüşüme bir kurşun sıksa da ölüm,unutma ki umuda kurşun işlemez Gülüm..."

18 "hob" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"hob" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

TEK SUÇLU BENİM

zaman içinde yaşlanan bir kalp taşıyorum...bedenimden daha

yaşlıyım...bunu anlıyorum.çok yorgunum artık...bu bitmeyen

hayat savaşı beni her gün daha çok yoruyor , ve artık

dayanacak gücüm kalmadığını görüyorum...ama savaşmak

zorundayım...ben ki yıllarca her şeye dayanan güçlü bir

kadınım..öyle ki kimsenin bana yaklaşamağı deli bir

kadınım...erkek ellerim narinliği ne zaman görücek diye

hayallerle geçirdiğim savaşların içinde hep ellerimin kadın

olacağı günü bekledim...hala daha beklemem se hayata güç

veriyor sanki...bunu düşünüyorum şimdilerde..ben hayal

kurdukça o engelliyor...evet biliyorum önce savaşı kazan sonra

mutlu ol...hayallerini al....ama çok yorgunum artık çokkk...


hayat felsefem:artık geçerli değil.ben mutsuzca büyüdüm...kendi kendine...sadece yalnız oyunlarımda gülerdim ...hayali arkadaşlarımla mutlu olurdum...gerçek oyun arkadaşlarımıysa

hep yönetirdim..yaşıtlarım benim gibi değildi...oyunlar

mükemmel olmalıydı ve ben ne istersem o olucaktı oyunda...ve

ben mutlu edilmeye izin vermedim...

ben insanları mutlu ederek mutlu olabilmeyi tercih

ettim...sevdiğim insanları mutlu ettiğimde bende mutlu

oluyordum...onlar gülmeliydi..onları ne kadar çok sevdiğimi

hissettirmeliydim...aslında ben hep istediği verdim . verirken de

hep bir gün karşılığını alacağımı düşündüm...bir gün mutlaka

benide onlar mutlu ediceklerdi...

       şimdi anladım:

yaşım 28 ...bu zamana kadar ben hiç mutlu edilmedim...kimse

benim onu sevdiğim kadar beni sevmedi...benim gösterdiğim

kadar değer görmedim...şimdi anlıyorum...ben bensiz hiç mutlu

edilmedim...benim savaşım gerçek mutluluktu...ben hayatla

bunun için savaştım...

       çok sevdim:

herkezi, herşeyi

,hayatı,acıyı,sevdayı,ayrılığı,özlemi,hasreti,beklemeyi,insanları

,HERŞEYİ çok sevdim...ben hep aynı sevilmek istedim...barış

olsun huzur olsun istedim...sevdiklerim açken ben tok

olmadım...kimseyi yalnız bırakmadım...herkeze yetiştim...çok

sevdim...çünkü çok sevilmek istedim...ama o sevgi sadece

bana özelmiş. kimse beni benim kadar

sevemezmiş...sevmediklerini anladığımda gördüm...ilgi

bekledim.anlayış bekledim..düşünüldüğümü bilmek

isterdim...ben ağlarken göz yaşlarımı hiç sildirmedim...çünkü

ben hep yalnız ağladım...bunu şimdi anladım...

öyle güçlenmişim ki bu hayat savaşında...ben kimseye boyun

bükmedim..hep verirken ; hiç istediğimi söylemedim...kimse

benim de sevgiye ilgiye ihtiyacım olduğunu anlamadı...sebeb se

bendim...benim gücüm...öyle kalkanlarla sarmışım ki bedenimi

öyle kuşanmış ki kalbim...kimse kırmasın diye:
benim de muhtaçladığımı kimse bilmedi...

oysa sevgisiz büyütülen ben: babamdan tek hatırladığım

yediğim dayaklardı.bir kere anneme sarıldığımı hatırlamadan

büyüdüm ben.yaşım 28:bir  kere babama sarılmadım

ben:eskiden koltukta uyur numarası yapardım ;babam beni

kucağına alsın diye.kızardı beni taşırken kucağında

duyardım,ama olsun babam beni kucağına aldı diye kendimi

mutlu ederdim...annem beni sevsin diye ona yardım eder evde

her şeyi yapmaya çalışırdım.oysa onun bana ayıracak hiç

zamanı olmadı.oda hep çalışmak zorundaydı..işinin bittiği

zamanlarda komşularda alırdık soluğu ve annnem hep dert

yanardı...beni hiç görmedi hiç...

18 yaşıma geldiğimde yandı kalbim...yanmakta güzel

sandım...bu sefer gerçekten mutlu olacağıma inandım...ama o

da olmadı...insanlarda gördüğüm mutluluğu ben hiç

yaşamadım...

şimdiyse her şeyi çok iyi anlıyorum...ve tek tek herkezi bilerek

kaybediyorum hayatımda...herkez sınava tabi :farkında değiller

evet biliyorum.ama gördüklerim hep aynı.ben artık beni

düşünmeyeni düşünmüyorum...

kendi haline kalsın dünyam...

ve ben artık mutlu edilmeden mutlu olmayacağım.sahte

gülmeyeceğim.kimseye yardım etmeyeceğim...ben artık melek

değilim...ben artık dileğim...

BİLİYORUM TEK SUÇLU BENİM.

http://askkadinlari.blogcu.com/KADINLARIN+HAYALLERI/

Ayakkabı seçerken dikkat

Ayakkabı seçerken dikkat

 

Küçük bir sorun olarak başlayan ancak tedavi edilmediğinde cerrahi müdahaleye kadar gidebilen tırnak batmalarına günlük hayatta yaptığımız bazı hatalar neden oluyor.

 Tırnak kesiminde dikkat edilecek birkaç önemli nokta, tırnak batması sorununun önüne geçebilir. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay, tırnak batmaları ile ilgili sorularımızı yanıtladı.   

                          

Tırnak batması neden kaynaklanıyor?     

Ayak tırnakları pek çok nedenle batabiliyor. Her yaşta olabilen ağrı, şişlik ve ikincil enfeksiyon gibi tablolara yol açabilen bu durum, en sık ayağın birinci parmak tırnaklarında görülüyor. Genetik eğilim, aşırı terleme, terlemeyi artıran faktörler, sentetik, solumayan ayakkabılar, dar ve darbe oluşturan ayakkabılar tırnak batmasının en sık rastlanan nedenleri arasında yer alıyor.

Kadınlarda topuklu ve sivri burunlu, erkeklerde sert ve sivri burunlu ayakkabılar ile yapılan uzun yürüyüşler ve spor, tırnakların yanlış kesilmesi ve pedikür de sık rastlanan nedenler. Tırnakların düz yerine U şeklinde, içe doğru kesilmesi, yan kenarlarının testere şeklinde düzensiz kesilmesi, kısa kesilmesi, tırnak kenarlarının koparılması tırnak batmasına yol açabiliyor.

                                                                                                  

Nasıl bir tedavi süreci yaşanıyor? Tedavi yöntemleri neler?

Kısa süreli vakalarda, öncelikle bölgesel kurutucular, antibiyotikli kremler, gerektiğinde ağızdan antibiyotik gibi ilaçla tedavi yöntemleri deneniyor. Bazı tırnak mantarı olgularında da tırnakta batma olabiliyor. Bu durum farklı ilaç kullanımı gerektirebiliyor. Bu tedavilerle yanıt alınamadığında, oluşan rahatsızlığın boyutuna göre, kimyasal koterizasyon, elektrokoterizasyon, krioterapi, tırnak yatağı cerrahisi (tırnak yatağı revizyonu, kısmi tırnak cerrahisi) uygulanabiliyor. Uzun süreli vakalarda cerrahi yöntemler öncelikle tercih ediliyor.

                                                                                           

Tırnak batması rahatsızlığı olanlar neye dikkat etmeli?

Ayak tırnaklarında batmayı engellemek için, oluşturucu etkenlerden sakınmak, tedavinin temel prensibini oluşturuyor. Tırnak batmasını engellemek için yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:                               

                                                                         

Uygun ayakkabı seçimi : Ayağı sıkmayan, darbe oluşturmayan, alçak topuklu, olabildiğince yumuşak, hava döngüsüne izin veren ayakkabılar seçilmeli.

Tırnakların doğru kesilmesi: Tırnak uçları düz, yan kenarlara aşırı girmeden, hafifçe ovalleştirerek kesilmeli. Bu yolla yan kenarların düzensizleşmesine izin verilmemeli. Tırnak kenarları kesinlikle koparılmamalı.

Aşırı terlemeye yol açacak faktörlerden kaçınma: Sentetik olmayan, hava döngüsüne izin veren ayakkabılar seçilmeli. Pamuklu çorap giyilmeli, ayak yıkandıktan ve uzun su içi aktivitelerden sonra iyi kurulanmalı.

Temiz , steril şartlarda pedikür uygulanmalı.

Tırnak çevresinde hafif bir kızarma, hassasiyet olduğunda, basit bir nemlendirici kullanılmalı. Yakınmalar artınca bir deri hastalıkları uzmanı ile görüşülmeli.

 

Tırnak batması sorunu olanlar hastanelerde hangi bölüme gitmeli? Hangi bölümler bu alanla ilgili?

Öncelikle bir deri hastalıkları uzmanına başvurulması gerekiyor. İlk olarak kesin tanının konmasının ardından, gerekli tedavi yöntemi (İlaç ve cerrahi tedaviler) uygulanmalı.

 

Türkiye’de yaygın bir rahatsızlık mı?

Oldukça sık rastlanılan bir hastalık. Artırıcı etkenlerden uzak durmak ve erken evrede planlanan tedaviler hastayı cerrahi tedavilerden koruyabilir.

Güzelleşirken sağlığınızdan olmayın!

Güzelleşirken sağlığınızdan olmayın!

 

Yaz aylarında yapımı artan vücut dövmesinde, AIDS ve bulaşıcı hastalık risklerine karşı steril ortamların ve sağlık müdürlüklerinden onaylı yerlerin tercih edilmesi gerektiği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, yaptığı açıklamada, yaz mevsiminin başlamasıyla özellikle turistik bölgelerde dövme yaptıranların sayısında önemli oranda artış yaşandığını belirtti.        
 
Sağlıksız koşullarda yapılan dövmeler nedeniyle görülen hastalıklarda da buna bağlı olarak artış yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Memişoğlu, şöyle devam etti:
“Dövme yapımı yarı tıbbi bir uygulama. Bu nedenle Sağlık müdürlüklerinin onayı olmayan yerde yaptırmamalı. Ayrıca, işlem sırasında kullanılan iğneler her kişi için değiştirilmeli. Dövme yaptıran kişi iğnenin değiştirildiğini muhakkak kontrol etmeli. Çünkü steril olmayan iğnelerle yapılan dövmeler hepatit A, B, C, AIDS ile bazı enfeksiyon hastalıklarına yol açabilir. Ayrıca, deri alerjisine yol açabilecek kimyasal boyaların da kesinlikle kullanılmamasına dikkat edilmeli.”

GÜNEŞTEN UZAK TUTULMALI                                              

Prof. Dr. Memişoğlu, işlemin iğne ile yapıldığı için dövmenin bulunduğu bölgede başlangıçta yara oluştuğunun altını çizerek, o bölgenin özellikle ilk 2-3 hafta içerisinde çok iyi muhafaza edilmesi gerektiğine dikkati çekti.      
                                            
Aksi takdirde derinin sertleşmesi ve kabarması gibi sorunlarla karşılaşılabileceğini belirten Prof. Dr. Memişoğlu, “En az 15-20 gün dövme yapılan bölge güneşten uzak tutulmalı” dedi.
                                                                     
DÖVMENİN ÇIKARTILMASI                                      

Prof. Dr. Memişoğlu, dövmelerin kalıcı ve geçici olarak yapılabildiğini belirterek, bazı durumlarda kalıcı dövmelerin çıkartılması talebiyle karşılaştıklarını anlattı.
Dövmelerin, ancak lazer tedavisi ve cerrahi müdahalelerle çıkarılabildiğini bildiren Prof. Dr. Memişoğlu, şöyle konuştu:
“Ancak her dövme çıkartılır diye bir şey yok. Dövmelerin sadece bazıları iz bırakmadan çıkartılabiliyor. Ayrıca, dövme yaptırırken koyu renk tercih edilirse çıkartılması daha kolay olur. Çünkü koyu renklerde lazer tedavisi daha etkin sonuç veriyor.”

50 İLE 12 BİN TL ARASINDA DEĞİŞİYOR

Adana'da faaliyet gösteren bir dövme stüdyosu sahibi Kamil Baril de yaz aylarıyla birlikte dövme yaptıranların sayısında önemli artış yaşandığını belirtirken, yapılan dövmelerin ise boyutlarına göre fiyatlarının da değiştiğini söyledi.

Kadınların daha çok melek ve yıldız, erkeklerin ise güç ve yırtıcılığı simgeleyen figürleri tercih ettiğini belirten Baril, vücuda yapılan küçük bir kelebeğin 50 TL olduğunu, vücudun tamamını kaplayan dövmenin fiyatının ise 12 bin TL'ye kadar çıktığını kaydetti.

Hayvan figürlerinin yanı sıra sevgili isimleri veya baş harflerinin de sıkça tercih edildiğini kaydeden Baril, en çok dövme yaptıranların ise gençler olduğunu sözlerine ekledi.

Anadolu insanının estetik zevkinin mimariye nasıl yansıdığını gösteren kareler...

safranbolu3ej3.jpg

Safranbolu-Evi-1.jpg image by omeresenboga

12863256.jpg 

SUSKUN MASAL

İçimin yalınayak yalnızlığına demirlenmiş tüm sancılar. Yeni sağanaktan çıkmış bir iskelet, kafatasından tarak kemiğine ıslak. Bir gölgede tenhalamış bir ömür aralığı...

Bir çocuk, evin balkonundan aşağıya uzatmış korkularını. İpin ucuna bağlamış terliği, ayağının boşluğunda teslim. Salıveriyor ve başlıyor sallamaya. Bir o yana bir bu yana. Derken aklı karışmış gibi yüzünü buruşturuyor. Yorgun bakışlar düşüyor  terliğin gel-gitlerine. Bir o yana bir bu yana.

 

Şehla bakışlarını doğrulttu birden sıyrılıverdi  içindeki çocuk, ansızın  yetişkin bir beden içine girmiş gibi algıladı zamanı. Birdenbire beliriveren şimdiki zaman. Oysa mazi ile bugün arası çıkılmış yolculuğun yorgun ifadesi yüzüne çoktan çökmüştü. Yüzünde, ruhunu tamama erdirmeye uzanan zamanların tortusu. 

Neden sonra aşamalı hatırlayış silsilesi. Doğru ya, az önce gördüğü metruk binanın önünde kasvetlenmişti.  Hayra yorulası bütün anıları düşüp, yerlere saçılmıştı. Evet, evet! Ne olduysa sonrasında olmuştu. Toplamak için telaşla eğildiğinde, o içinin balkonunda duran çocukla yüz yüze geldi ve çocuk korkularıyla…

 

İçinde olmayan ayağın boşluğunda asılı duran terlik, bir şakül ayarında tuttu düşüncelerini. Bir sarkaç! Bir o yana bir bu yana.

 

Arnavut kaldırımı taşlarına büyük gelen adımlarını, taşların çapına sığdırma çabasındayken ansızın başını kaldırdı. Gözlerinde bir suretin gölgesi. Gözbebekleri büyüdü. Üzerinde “Anlatamıyorum” diye haykıran şairin dizelerinin yazılı olduğu kitapbankta, tanışıklığı ezele dayalı bir yüz oturuyordu ki bu tanımayı muhabbetlerinin bitiminde özümseyecekti.

 

Bir ilham! Habersiz bir randevu noktasında, hikayesini beklediği bir sır yolcusu. Nasibin tecellisi, istemsiz beliriveren tebessümün ardı “Merhaba!” oldu. Sır yolcusu, sanki beklenen konuk gelmiş edasında “Buyurunuz! Oturunuz hanım kızım.” derken bankın üzerinde Ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda” dizesi belirdi.   Şaşkın fakat emin bir halde otururken, bir o yana bir bu yana sallanan sarkaç, zihninde Orhan Veli mısralarına bezenerek salınışına devam etti.

“Dokunabilir misiniz, 
Gözyaşlarıma, ellerinizle?  
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
Bu derde düşmeden önce.  
Bir yer var, biliyorum; 
Her şeyi söylemek mümkün; 
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 
Anlatamıyorum.”
Ve başladı sır yolcusu anlatmaya…   

Her türden her telden yarım hikayeler alıyormuş. “İnsanlar hayatları boyunca yarım hikayelerinin sancısındadır.” olmuştu, zihni sarkacın tesirinde olanın anlamsız bakışlarına karşılık ilk açıklaması.

Ve kalender bir eda içinde devam etmişti: “Tüm insansı yaşantılar yarım kalmak için değil bilakis tamama erişme gayretiyle var olur. Ancak devinimde sıra acıya geldiğinde pes ediş heybesinde bulur kendini çoğu hikaye.   Çoğu atıl vaziyette bırakır onları, mahzun!”

Şiir kuyusuna atıyor ve düşünce ile harmanlıyormuş bütün natamamları.

Sarkaç, şaşkınlığına ritim tutarken; “Düğümlerin körlüğünde tüm duyuşlarım gönül gözüne hemhâl olma sancısında.” diyerek bıraktı sır yolcusunun heybesine yaşamı…

 

Sır yolcusu, “Çek aklını, şakülü kaymış insan öbeklerinden de  kahırda saklı olan gizli lütufları gör*. Lâl oluşta içini gör.

Ayası nasır bağlamış çilenin

Bir yol ortasında.

Kuru yaprak kaygan zemin

Ab-ı devran gölgesini düşürüyor

Falcı kör!

Hayatın çizgisini ayada arıyor

Başlara tac bir şair yanılgısında

Bir kadının elleri…

Oysa

Parmak uçlarında taşıyor

Çocuk sevinçlerini

Yaşlanmadan büyüyor

Yalnızca sükutta

Bir seyirci yalnızlık.”  diyerek, iade etti hikayesini. 

 Dünya saatiyle uzun zamanlar geçti de bir daha karşılaşmadılar. Sarkaç son soluğa kadar salınacak ve ruh, Öz’üne bir adım daha yaklaşmak için çok sırrı kuşanmayı susarak dileyecek.

Fatma Aykaç

http://www.kadinhaberleri.net/index.php?ctgr_id=6305&yazar_view=10088

Kanatlarımız yanmış bir kere..

Tüm serüvenimde hep aynı şarkılar vardı.

İstanbul’a geldiğim ilk günlerdi. Genceciktim. Hevesliydim. Kalbimde büyüttüğüm isimlere o kadar yakındım ki...

Ama çok zorlu geçen o ilk yılın sonunda anlamıştım.

Şiirine, romanına, filmine, kitabına hayranlık duyduğum sanatçıları tanımamam gerekiyordu. Beni dünya üzerine uçuran o eserle arama sahibi girmemeliydi... Yarattıkları ölümsüzdü ama yaratıcısı faniydi... Tanık olduğum zayıflıkları, öfkeleri, tamamlanmamışlıkları, zaafları bozuyordu zihnimdeki o şahane imgeyi...

Çocuksu bir masumiyetin saflığıyla küsüyordum onlara...

Çünkü üretmenin sanatçıyı çürüttüğünü, kanattığını, kaldırımlara düşürdüğünü, zayıflattığını, kemirdiğini ve yerle gök arasında defalarca savurduğunu bilmiyordum...

Çirkinleşmeden güzelliği bulamayacağımı, ellerim kirlenmeden temizlenemeyeceğimi ve bu şehirde kalacaksam eğer cehennemden kaç kez geçmem gerektiğini de bilmiyordum...

***

Dün gece mumlar yaktım. Perdeyi aralayıp sokağı ve çok uzaktan görünen denizi seyretmeye başladım. Ateşböcekleri gördüm birden... Yüksek binaların arasındaki uzak denizden bir gemi geçti... Açık balkon kapısında uçuşan tüller her havalandığında içeriye muhteşem bir ıhlamur kokusu doluyordu...

Dinlediğim şarkı da tam bu anın şarkısıydı işte...

Ardı ardına geliyordu şarkılar zaten; bağımsız, serseri, deli, neşeli, hüzünlü, yaşlı şarkılar...

Şarkıların birinde on dokuz yaşındayım, ülkemi değiştirmişim, diğerinde otuzlarım başlamış ve kim bilir kaçıncı ayrılığı toparlamış kaldırmışım, ötekinde yirmi altı yaşındayım ve en mutlu yıllarımı yaşamaktayım, bir sonrakinde artık vazgeçmişim her şeyden, ardından gelendeyse geriye saymışım yılları...

Bu şarkılar ne çok şey biliyorlar aslında. En kirli, en zayıf, en masum, en hain, en savunmasız günler ve gecelerimi...

Ama sadece şarkılar biliyor, şarkıların yaratıcısı değil... 

Şarkılar biliyor cehennemden kaç kez geçtiğimi...

***

Dün gece İstanbul’a geldiğim o ilk günden bu yana kaç kez geçtim cehennemden diye düşündüm... Her geçişimde biraz daha yandı kanatlarım, her geçişimde biraz daha azaldı masumiyetim... 

Bir baksanıza çevrenize, geçmişinize, on yıl önceki resimlerinize... Nasıl da yanık izleri var her birimizde ve nasıl benziyoruz aslında hepimiz birbirimize...

Kaç kez geçmişsiniz ateşten? Bugün daha güçlü daha dayanıklı, daha sertsiniz değil mi? Ve artık kabullendiniz siz de, hayat böyle bir şey işte! Hepimiz iyi niyetlerimizi ateşe verdik, mecburduk buna... Her geçişimizde ateşi harlayan, kapıyı tutan şeytanla aşina olduk birbirimize... Böyle böyle bitti işte masumiyetimiz... Şimdi güçlü, dayanıklı, kolay kolay yıkılmaz insanlar olduk varsayımda...

***

Yaptığım her iyiliğin mükâfatını aldığım gibi kendime yenik düşüp işlediğim her günahın bedelini de ödediğimi düşünüyorum... Cennet ve cehennem bilinmezde değil hayır... Burada... Dünya üzerinde. Aşkla, çocuk doğurmakla, sevilmekle, neşeyle geçtim cennetten...

Tüm serüvenimde hep aynı şarkılar vardı. Sevabıma ve günahıma şahit o şarkılarla arama sahibi hiç girmedi biliyor musunuz...

Onun evinin kapısından hiç girmedim ben. Birkaç tesadüfi karşılaşma, kısa süreli sohbetler dışında yakından tanımadım onu... Bir Sezen Aksu seveni olarak sihrini bozmaktan korkup uzaktan uzaktan baktım hep ona... (Şarkıları şahidimdir onu nice sadık sevdiğime... Bu da böyle biline.)

Günahınız, sevabınız, ilk aşkınız, kanlı gözyaşınız, yarım kalan sevişmeniz, gönülde yanlış kaynamış kırığınız ne varsa işte... Sezen Aksu’nun olağanüstü seçkin albümü “Düş Bahçeleri 2” de... Nasıl yaptığı bilinemez ama ülkenin tamamını yakından tanıyan o şahane kadının bu şahane albümü, ah nasıl güzel...


İclal Aydın

Annelerimiz Kadar Cesur Olamadık!


Çocuklarımıza olan sevgimiz ve düşkünlüğümüz istemeden hatalar yapmamıza, onlara zarar vermemize sebep olabiliyor bazen.

Onları korumaya çalışırken potansiyel yeteneklerini öldürüyoruz farkında olmadan.İlkokula giden çocuğumuza kendi elimizle yemek yedirmeye kalkışıyoruz.Zamanında yemek yeme becerisini kazanamamış bir çocuktan yemeğini kendisinin yemesini nasıl bekleyebiliriz ki zaten?Çocuğumuzun eline çatal bıçak vermiyoruz korkumuzdan. Kocaman çocuk oluyorlar çatal kaşık tutmayı bilmiyorlar.

Çocuklarımız ergenlik çağına girip boylanıp poslanıp göze dolgun görünmeye
başlayınca da yetişkin muamelesi yapmaya başlıyoruz ve neden bu çocuk hiçbir şey beceremiyor diye hayıflanıyoruz. Hem kendi moralimizi bozuyoruz hem de çocuğa beceriksiz mesajı verip onun kendine olan güvenini sarsıyoruz. Oysa ergenlik döneminde vücudun hızlı büyümesiyle birlikte bir süre kaslar eşgüdümlü çalışmadığı için çocukta sakarlıklar doğal oluyor. Bu dönemde bir de biz yüklenince çocuk da kendisini gerçekten sakar, hiçbir şeyi beceremeyen biri olarak görmeye başlıyor ve bunu içselleştiriyor.Böylece ergenlik dönemine mahsus geçici bir davranış biçimi çocuğa yerleşiyor.  Atalarımız boşuna mı demiş bir insana kırk gün deli dersen deli olur diye.

Bir gün  arkadaşımda oturuyorduk, liseye giden kızı karpuz kesmek istedi.Annesi hemen bıçağı elinden aldı ‘şimdi elini falan kesersin seninle uğraşamam ’dedi ve kendi kesti. Buna benzer hataları bazen farkında olmadan bazen de farkında olarak hepimiz yapıyoruz.

Çocuklar iş yapmaya hevesli oldukları zamanlarda onları ayakbağı olarak görüp uzaklaştırıyor, engelliyoruz. Üstüne de ahkam kesip ‘şimdi yapayım derler ama asıl yapmaları gereken zamanda da (büyüyünce) yapmazlar’ diyoruz. E bu durumda yapmazlar tabi; çocuk girişimcilik çağındayken, öğrenmeye açık ve açken biz onun hevesini kırar, işten uzaklaştırırsak sonunda olacağı budur…

Bizim zamanımızda elişleri vardı. Tatillerde danteller örerdik, etaminden seccadeler, kırlentler işlerdik. Arkadaşlarımızla bir araya gelir elişi oturmaları yapardık. Motifi kim daha önce bitirecek iddialarında bulunurduk. Sıkılınca da çıkardık sokağa ip atlardık; yakantop, körebe gibi oyunlar oynardık.Şimdi kaçımızın çocuğu kopan düğmesini dikebiliyor, canı sıkıldığında kendisini oyalayacak iş bulabiliyor?

Günümüzde çocuklar sadece okula gidiyor ve ödev yapıyorlar. Onlara sorumluluk olarak sadece bunu yüklüyoruz.Yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayacak hiçbir şey öğretmiyoruz.Hayatı, bir akademik başarı olarak görmenin ötesine geçemiyoruz…

http://www.kadinhaberleri.net/index.php?content_view=10537&ctgr_id=103

bir kadın gittiğinde...

 

Kadınlar gittiklerinde arkalarında daha büyük
boşluklar bırakırlar.
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde “yetim-öksüz” kalan çok olur
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler,
özenle saklanmış küçülmüş giysiler,, dolap diplerindeki kurdeleler…
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker “sarıkız”.
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz
Değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir
Koridor kimsesiz.
Bir kadın gittiğinde…
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;
Bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı,
bir bahçıvan, bir muhasebeci…
Bir anne gider…
Bir dost…
Bir arkadaş…
Bir sevgili…
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde;
övgüler,
uyarılar,
yakınmalar,
dualar
yetim kalır.
Kapı eşiğindeki “Dikkat et…” duyulmaz, annesi gitmiştir “geç kalma”nın.
Kadınlar,arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında
Ve bir kadın gittiğinde
pek çok “yetim” bırakmıştır arkasında

Deli

Deliyim ben,
aykırı bir adamım yani,
ait değilim bu kirli çağa
istemediğim bir hayatın yamacında
sırtımda acılar taşıyorum.
yüreğimin içinde yaşıyorum hep
tutunduğum dallar incecik,
kırıldı kırılacak...


Deliyim ben,
yalnız ve yorgun
herkesin acısından pay kaptım.
sarıp ipek bir mendile kendi yaralarımı,
içime attım.

yalnız gülerken insanlar sevdi beni
ağlarken ağlamadı kimse benimle
kazandıklarımın yanında,
yitirdiğim çok şey var hayatımda.
ne bireysel olabildim ne de toplumsal
yaşamı sorgulamadan,
ve hep erteleyerek geçip gitti zaman...
kendimi ihmal edip,
başkaları için yaşadım hep...

şiirler yazdım, resimler çizdim
ağıtlar dizdim
yine de kendimsizdim...
dilimde ertelenmiş sözcükler kaldı
başkalarının çizdiği yolda gidip geldim bir ömür...


Deliyim ben
yüreğimde umut,
gözlerimde tanımsız hüzün kırıkları taşıyorum.
düşündüğüm hiç bir şeyi paylaşamadım
düşüncelerim içimde saklı kaldı hep
sıkışıp kaldım bildiklerim ile bilmediklerim arasında
bir kelepçe gibi takılıp kaldı kollarıma yalnızlık
sürülerin tuttuğu bir yolda,
gidip geliyorum öylesine bir başıma
aldırmadan gözyaşıma...




Nuri CAN

Kusur kapatan hileler

Kusur kapatan hileler
Makyaj yaparken kullanılan belli kurallar ve yöntemler vardır. Açık Renkler hatları ön plana çıkartır, koyu renkler geri plana atar.

Açık renk olarak şeffaf pudra, koyu renk olarak pudra veya allık kullanılabilir.                                                                  
                  
Burun ile dudak arası uzun ise : Bu uzunluğu geri plana alabilmek için burun ile dudak arasını boyamalısınız.           
        
Burun ile dudak arası dar ise : Çok dar olan bu bölgeyi ön plana çıkarmak için açık renklerle boyamalısınız. Burun

Düzeltme Teknikleri                                                                               

Küçük Burun : En ideal burun şeklidir. Fakat yüzde kaybolacak, dengeyi bozacak kadar küçük ise ve gözler iriyse burunu ön plana çıkarmak gerekir. Bunun için de burun kemiği ve kanatlarını tamamiyle açık renk fondoten ve pudra uygulamalısınız.

Düz ve Kısa Burun : Bu tip burunlarda burnun bitimine ve iki kaşın arasına açık renk fondoten ve pudra sürülür. Bu sayede burun biraz daha uzun görünür.

Uzun Burun : Burnun uzun olan alt uç kısmına koyu renk fondoten ve pudra ile gölge yapılarak uzunluk geri plana alınır.

Burnunuzu uzun buluyorsanız; Kaş başlarınızın burna çok yakın olmamasına dikkat edin. Burun kökü ve ucuna gölgeleme yapın. Alnınızı ve çenenizi çıkık göstererek burnu daha önemsiz kısalıkta olduğunu vurgulayabilirsiniz.

Kemikli Burun : Burundaki kemiğin üzerine koyu renk fondoten ve pudra sürülür. Bu sayede koyu renkle kemikli kısım geri plana alınır.

Büyük Burun : Bu tip burunlarda, koyu renk fondoten ve pudra ile burun şekli yeniden belirlenir. Gözlerden başlayarak, burnun iki yanına inen gölgeler burun kanatlarına dağıtılır. Burun daha ince ve zarif gözükür.

İşte size bir kaç tüyo...
Burnu kısaltmak için uç kısmını gölgeleyin ama allık ile kırmızı fırça vuruşu burnu daha şiş gösterir unutmayın. Burnunuza yaptığınız gölge oyunlarını güneş ışığında kontrol etmeden dışarı çıkmayın, eliniz alışıncaya kadar leke yapabilirsiniz. Makyaj profesyonelliği zamanla olur.