Partiler neden kurulur?
Atatürkçü Parti’nin kuruluşunda etkin olan pek çok gelenek, uzun yıllar dizginlenmemiş nehirler gibi aktı gitti. Atatürkçü Parti bu nehirleri tek bir birikimde toplayacak. Atatürkçü ideoloji, onun evrensel boyutu Ulusal Sol, Kuvayı Milliye geleneği, artık ete kemiğe bürünecek.
Ancak bu partiyi besleyen asıl kaynaklar, sadece bu ideolojik ve tarihsel gelenekler değil. Her şeyden önce bu partinin toplumsal bir potansiyeli var. Zaten kurulan yeni bir parti için şu soru mutlaka sorulmalıdır:
Bu partiye gerçekten de toplumda ihtiyaç var mı?
Bu partinin kitle temeli var mı?
Bu parti siyasal arenada yeni bir kutbu mu temsil ediyor yoksa var olan kulvarlarda kendine yer mi arıyor?
Fazladan bir tabelaya gerçekten de ihtiyaç var mı?
Gerçekten de eğer bir parti, belli bazı tarihsel ve toplumsal dinamikleri temsil etmiyorsa, tabela partisi olarak kalmaya mahkumdur. O zaman da, doğal olarak, halkımız kurulacak her yeni partiyi gereksiz görecektir.
Öncelikle Atatürkçü Parti’ye Türk toplumunun gerçekten ihtiyaç duyduğunu belirtmeliyiz. Çünkü Atatürkçü Parti, temsil edilmeyenin partisi olacaktır.
Partiye akan nehirler
Bugün Türkiye’de bazı toplumsal dinamikler ve ideolojik tavırlar hiçbir şekilde siyaset arenasında temsil edilmiyor. Türkiye’de komünistinden faşistine, bölücüsünden dincisine kadar her türlü parti var. Ancak bazı kavramlar, en sağdan en sola tüm partilerce kabullenilmiş bir otosansür sistemi içinde dışlanıyor.
İşin ilginci, hiçbir partinin el sürmediği bu kavram ve sloganlar, halkın en temel eğilimlerini yansıtmaktadır. Halkın bu temel eğilimlerinden adeta bir tabu gibi kaçılmaktadır.
Nedir bunlar? Öncelikle Türk halkı anti-Amerikancıdır. Bunun yanı sıra Batı karşıtıdır. Bazılarının aşırı diye nitelendireceği kadar milliyetçidir. Türklük önemli bir unsurdur. Halkımız bölücülüğü en büyük düşman beller. Irkçı değildir ama etnik siyasetten tiksinir. Bunun yanı sıra halkımız devlete, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e sahip çıkar. Ekonomik tercih olarak da çokça yansıtılanın tersine halk solcudur. Bu tavır kendini belki sol diye yansıtmaz ama genel anlamda zengin karşıtlığı, sömürü karşıtlığı, yolsuzluk karşıtlığı ve IMF karşıtlığı olarak ortaya çıkar.
Eğer Atatürkçü Parti neden kuruluyor, yeni bir partiye daha ihtiyaç var mı diye sorulacak olursa bunun yanıtı basittir. Yukarıda saydığımız temel toplumsal istek ve dinamikler, siyaset arenasında temsil edilmediği sürece, Türkiye sağlıksız bir ülke olacaktır. Demokrasisi yarım kalacaktır. Halkın ihtiyaçları ve istekleri bastırılmış kalacaktır.
Eğer bugün Türkiye’de bir tane bile anti-Amerikancı parti yoksa, bir tane bile Batı karşıtı parti yoksa, bir tane bile Türk kimliğini temel alan milliyetçi parti yoksa, bir tane bile anti-kapitalist parti yoksa, o zaman bizlerin bu özellikleri taşıyan bir parti kurmamızdan daha doğal bir şey olamaz.
İşte Atatürkçü Parti’yi esas besleyecek olan bu nehirlerin suyudur. Türkiye’de temsil edilmeyen, edilemeyen ve adeta birer tabu gibi dışlanan bu eğilimler ilk kez partisini bulacaktır. Partinin siyasal sermayesi, adeta yeraltına itilmiş akarsular gibi derinden ilerleyen bu toplumsal rahatsızlıklar ve talepler yığınıdır. Bu parti, kurulduğu an kitlesiyle buluşacaktır.
Türkiye’de sürekli bahsedilen “patlamaya hazır sosyal bombalar” vardır ya... Yükselen milliyetçilik, Amerikan düşmanlığı, varoşlardaki yoksulluk ve saire... İşte o bombaların partisi geliyor.
Anti-Amerikancılık acil ihtiyaç
Türkiye’de tehlikeli bir oligarşik düzen var. Halkı patlamaya hazır bir bomba haline getiren de bu düzen. Çünkü düzen, çok partili parlamenter demokrasi adı altında, halkın temel isteklerini ve siyasi tercihlerini baskı altında tutan sahte bir demokrasi oyunundan ibaret...
Bazı fay hatlarında gerilimler yükselmiş durumda. Ancak Kürt-İslamcı, Amerikancı düzen bu gerilimleri görmezden gelerek veya fay hattının bir tarafı olan halk kesimini baskı altında tutarak tarihsel akışı geriye götürmeye çalışıyor.
Bu fay hatlarının başta gelenlerinden biri, Türk devleti ve milletiyle ABD arasındaki çelişkidir. Bu çelişki artık uzlaştırılamayacak, yatıştırılamayacak bir noktaya gelmiştir. Ancak tüm iktidarlar ve tüm muhalif partiler bu gerilimi görmezden gelerek siyaset yapmaya çalışmaktadır.
Tüm partiler Amerika ile dosttur. Hatta seçimlerden önce hepsi iktidar olacak parti olduklarını ispat etmek için en dost biziz yarışına girer. ABD’ye muhalif gözükenler ise aslında görüntüyü kurtarmaktadır. Onlar Amerika’ya değil, kendi ifadeleriyle Amerikan yönetimine karşıdır.
Oysa ABD bir bütün olarak Türk milletine ve Türkiye’ye karşıdır. ABD’nin tüm planları ve çıkarları Türkiye’nin sınırlarının bozulması ve bütünlüğünün parçalanmasından geçmektedir. Bunu gizlemek için de çok fazla bir şey yapmıyorlar.
Türkiye’de ABD’nin bu tavrını doğru tespit eden tek bir güç var. O da sıradan halk... Yapılan her ankette halkın yüzde 90’ı (yani ben Türk’üm diyebilen kesimi) hep ABD karşıtı. Halk Amerika’ya bir bütün olarak karşı... Bush, Obama diye ayırmıyor. Amerikan halkı Amerikan devleti diye de ayırmıyor.
Türk milletindeki bu kökten Amerikan düşmanlığı tek ama tek bir parti tarafından bile yansıtılmıyor. Oysa Türk halkı Amerikan karşıtlarını seviyor. Hiç renk ve siyaset ayırt etmeksizin Chavez’i, Saddam’ı, Ahmedinejad’ı tutuyor. Ama ne hikmetse Chavez gibi ortaya çıkmaya kimse cesaret edemiyor.
Amerikan karşıtlığı Türk milletinde PKK terörü ve Irak’taki işgalden beslenen basit bir duygusal kabarmadan ibaret değil. Çok köklü ve bilinçli bir tavır bu... Bu tavrın altında Batı karşıtlığı yatıyor. Bu yüzden Türkler AB’ye de karşı. İdeolojik bir tavır olan Batı karşıtlığının siyasi yansıması, Amerikan düşmanlığıdır.
Dünyanın her yerinde Amerikan düşmanlığı prim yapar. Latin Amerika’dan, Ortadoğu’ya kadar her yerde Amerikan karşıtlığının resmi bir sözcüsü vardır. Ve genellikle bu hareketler büyük kitlesel tabana sahip olur. Chavez örneğindeki gibi bazen iktidar olurlar. Bir tek Türkiye’de tüm siyasi partiler adeta vebadan kaçar gibi anti-Amerikancılıktan kaçmaktadır.
Aslında Türkiye’de bazı partiler bu potansiyelin farkındadır ve sömürmek istemektedir. Ancak Amerikan karşıtlığına cesaret edemedikleri için işi anti-siyonizm ile sınırlamaktadırlar.
Atatürkçü Parti, halkın genel isteğini karşılayacaktır. Anti-Amerikancılık ve Batı karşıtlığının sözcüsü olacağız. Fay hattında çarpışan güçlerden bir taraf olan Amerikancılık ve Batıcılığın siyasette sağcı, solcu, dinci, “laik”, sayısız temsilcisi var.
Fay hattının halk tarafının ilk defa bir sözcüsü ortaya çıkacak. Evet Amerika’ya, Batıya ve AB’ye koşulsuz düşmanız!.. Bu sese akacak milyonlar var.
Milliyetçi dalgayı kucaklamak
Türkiye’de antiemperyalist olduğunu ve hatta Amerikan emperyalizmine karşı çıktığını söyleyen bazı partiler var. Ama bunların hepsi sözde kalmaktadır.
Çünkü anti-Amerikancı ve antiemperyalist olmanın tek nesnel ölçütü vardır. Türk milliyetçisi misin? Türk’ü örgütlemeye var mısın? Eğer burada yan çiziyorsan, söylediklerin yalandır. Çünkü ABD karşıtlığının tek yolu Türk kimliğiyle direnmekten geçmektedir. Türk milliyetçiğini tehlikeli gören, yatıştırmaya çalışan veya dizginleyen herkes, söylemi ne olursa olsun, aslında en safkan Amerikancıdır.
Türkiye’de kimlik siyaseti yapılmaktadır. Sadece Türkiye’de değil, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Ortadoğu’da ve ABD’nin bölmek istediği ezilen dünyanın her bölgesinde. Türkiye de bu coğrafyalar gibi bölünme aşamasına geldiği için kimlik siyaseti en üst düzeye çıkmıştır.
Türkiye’de kimlik siyasetinin vardığı boyutu en iyi Recep Tayyip ifade etti. DTP’ye kaptırdığı bölgeler için yaptığı açıklamada “o bölgede kimlik siyaseti öne çıktı” demişti.
İşin ilginci, bunu eleştirmek için söylememişti. Çünkü istedikleri Türkiye budur. Gerçekten de bugün Türkiye’de her etnik ve mezhepsel kimliğin siyaseti yapılmaktadır. Kürtçülük, Ermenicilik, mezhepçilik, tarikatçılık, Şeriatçılık... Artık bölücülük her partinin niteliğidir; çünkü hepsi bir kimliği sahiplenip, ulusa karşı o kimliğin ayrıcalıklarını savunmaktadır.
Ancak savunulmayan tek bir kimlik vardır: O da Türk kimliği... Bir tek Türk ulusal kimliğini temsil etmek yasaktır. Bu tam bir faşizmdir. Türklüğü ve Türk kimliğini savunursan ne ırkçılığın ne teröristliğin ne de faşistliğin kalır.
Oysa Türkiye’nin içine sürüklendiği Balkan ve Ortadoğu tarzı parçalanma ve kimliklere bölünme siyasetini engelleyecek tek bir yol vardır. O da Türk ulusal kimliğini temel alarak örgütlenmektir.
Eğer birileri Türk ulusal kimliğini savunursa, düzen partilerinin bölücülük oyunu bitecektir. Bu yüzden çılgın gibi Türk milliyetçiliğine saldırmaktadırlar.
Halk içinde ise gittikçe yükselen bir milliyetçilik dalgası vardır. Bu, dışta Amerika’ya, içte Kürt bölücülüğüne karşıtlık olarak kendini ifade etmektedir. Fakat düzen partileri ve medya bunu etnik tırmanış olarak nitelendirmekte ve karalamaktadır. Oysa etnik kimlikleri kışkırtan ve etnik terörü tırmandıran kendileridir.
Türkler eğer tepki gösterirse bunun adı etnik tırmanış olmaz. Çünkü Türk bir etnik kimlik değil, ulusal bir bütünlüktür. Etnik tırmanışı engellemenin yolu, radikal Türk milliyetçiliğini bir sokak ve parti hareketi olarak örgütlemektir.
Misak-ı Milli’yi kim savunacak?
Hepsinden önemlisi belli bir toplumsal dinamik olarak milliyetçiliği zaten var olmasa da örgütlememiz gerekirdi.
Çünkü Misak-ı Milli tehlike altındadır. Bugün PKK ve Apo’ya aftan, federasyona giden Anayasal ve kalıcı tavizlerden bahsediliyor. Bundan bahseden Cumhurbaşkanı, aynı zamanda Ordu’nun da kendisini desteklediğini iddia ediyor. Bu sürece karşı çıkan tek bir parti bile yok. Çünkü üniter yapıyı hiçbiri savunmuyor. Hiçbiri Atatürkçü ve milliyetçi değil.
O zaman Misak-ı Milli nasıl savunulacak? Burada asla dizginlenemeyecek ve taviz koparılamayacak tek güç yani Türk milleti devreye girmek zorundadır. Misak-ı Milli’yi savunmak bir görevdir. Ancak bu görevin başına geçememiş milliyetçi bir potansiyel başıboş ve örgütsüz durumdadır.
Atatürk milliyetçiliğini bayrak edinen yeni parti, başıboş kalmış bu akan suyu da yatağına akıtacaktır. Artık Türk’ün de temsilcisi olacak. Kimlik ise kimlik... 15 bin yıllık bir medeniyet temsilcisiz ve kimliksiz mi kalır sandınız!
Atatürkçü Parti, tıpkı bir Türk hareketi olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti gibi büyük bir potansiyele sahiptir. Bu görevi üstlenen başka parti yok. En “milliyetçisinden” en Kürtçüsüne kadar hepsi etnik gerilimi kaşımayalım diyorlar. Ama zaten bölücülüğü kaşıyıp duruyorlar.
Fay hattının bu yakasında, Türk tarafında duruyoruz. Parti bu yüzden kısa sürede güçlenecektir. Çünkü Türkiye’nin hâlâ yüzde 90’ı gururla “ben Türk’üm” demektedir. Temsil edilmek istemektedir.
Cumhuriyet ve laiklik sahipsiz kalamaz
Tıpkı Misak-ı Milli gibi saldırı altında olan ve sahipsiz bırakılmış bir başka cephemiz Cumhuriyet ve laikliktir.
Türkiye’de milyonlar yürüyor. Cumhuriyete sahip çıkmak istiyor. Ses veriyor. Ama o sesi alan yok. Bu sese yanıt verilmesini bekleyen bir kitle hareketi vardı ancak hareket dağıldı. Çünkü seslendiği tüm kurumlar onun umutlarını boşa çıkardı.
Önce Cumhurbaşkanına seslendiler. Orası kaleyi Abdullah Gül’e teslim etti. Sonra Ordu’ya seslendiler. Oraları kepenkleri kapattı. Sonra Anayasa Mahkemesi’ne seslenildi. Onlar da bir ABD’linin ziyaretiyle hemen uzlaştılar. CHP ise tüm süreç boyunca hiç bitmeyen hayal kırıklıklarının ve ihanetlerin partisi olmaya devam etti.
Artık CHP, AKP’den daha Kürtçü, daha türbancı olduğuna herkesi ikna etmeye çalışıyor. Üniversitelerin, yargı kurumlarının, bürokrasinin, partilerin sessiz kaldığı bir dönemde Cumhuriyet kendi kaderine mi bırakılacak?
Eğer Cumhuriyeti savunan o milyonlar hâlâ yaşıyorsa, bu halk hâlâ Atatürk’e bağlıysa, memleketini sattırmamaya kararlıysa, o zaman bu kavga başsız kalamaz. Atatürkçü Parti, akan Cumhuriyetçi nehrin başına geçecektir. Kürt-İslam’a karşı fayın bu kısmındayız. Uzlaşma yok. Hiç uzlaşmayacak partiye özlem duyanlar buraya akacak. O yüzden böyle bir partiye ihtiyaç var.
Devrimin partisi
Türkiye’de düzenin tıpkı Amerikancılık ve Kürtçülük gibi halkın nefret ettiği bir başka dayanağı daha var. Amerikancılığın ve Kürtçülüğün yaşam kaynağı piyasacı, kapitalist, emperyalist sömürü düzeni...
Dünyanın her yerinde liberalizme ve piyasaya karşı halklar ayağa kalkıyor. Türkiye’de ise tüm partiler liberalizmi savunuyor. Oysa Türkiye’de bu sistem halka hiçbir kazanç sağlamadı. Kendi vatanımızda işimizden, toprağımızdan, ekmeğimizden olduk.
Türk halkı dilenci konumuna getirildi. Oysa bu halk devletin kendisine iş vermesini ister. Çalışmak ister. Tembel değildir. Kapitalizm ise Türkiye’yi sömürge, Türk halkını ise sadakalarla yaşayan maraba konumuna getirmiştir.
Türkiye’de bir tane parti bile bu düzene karşı çıkmıyor. Özel sermayeye ve IMF’ye karşı çıkmak en büyük tabu. Sağcısı da solcusu da piyasacı, IMF’ci.
Biz eşitlikten yanayız. Devletin ekonomide egemenliğini savunuyoruz. Halka diyoruz ki; seni çalıştıracağız, sana iş vereceğiz. Onurunla yaşayacaksın. Ama önce devlet her şeyi eline alacak. İç ve dış sömürü hortumlarını kesecek. Atatürk dönemindeki gibi devletçi ve halkçı olacağız.
İsteyen buna popülizm desin, isteyen fakirlik edebiyatı. En büyük saçmalık haline gelen kapitalizmi, ister saf haliyle olsun ister reformla, bize yutturamazlar. AKP yoksullara yardım dağıtıp oy topluyor diyenler; madem oyun yoksullarda olduğunu biliyorsunuz, o zaman devletçi ve halkçı partiyi destekleyin.
Fayın emekçi halk tarafında duruyoruz. En büyük oy potansiyeline Atatürkçü Parti seslenecektir. Türkiye’de düzen siyaseti her türlü etnik ve mezhepsel kimliği kaşımakta ve kullanmaktadır. Ancak ne hikmetse kimsenin aklına yoksulluk ve sömürü meselesini kaşımak gelmemektedir. Çünkü bal gibi bilmektedirler ki, durdukları zemin o sömürü zeminidir. Popülizm diye suçladıkları halkçılıktan bu yüzden köşe bucak kaçarlar.
Bu cesur çıkış, toplumsal kökü olmayan bir marjinalizm değildir. Toplumsal dinamikler bunu dayatmaktadır. Anti-Amerikancı, Türk milliyetçisi, çağdaş ve antikapitalist bir parti o kadar büyük bir potansiyele sahiptir ki... Türkiye’de tüm partiler özenle bu hattan kaçmaktadır. Çünkü ABD ve düzen karşıtı bu gücü, ellerine tutuşturulmuş bir bomba gibi görmekte ve fitili söndürmeye çalışmaktadırlar.
Oysa biz onlar gibi düzen yıkılacak diye değil, Türkiye yıkılacak diye korkuyoruz. Ve Türkiye’yi kurtarmak için tek yol bu Türk düşmanı düzeni yıkmaktır. Bu yüzden Atatürkçü Parti, “Tek Yol Devrim” diyenlerin partisidir.
Partinin örgütlenme olanakları ve potansiyeli yüksektir. Artık iş başa düştü. “Tek Yol Devrim” diyenler yola çıksın!
http://www.turksolu.org/237/ozsoy237.htm