| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

tamarra

"Her gün gençliğim için bir zulüm,sebebi sensin gülüm...Gülüşüme bir kurşun sıksa da ölüm,unutma ki umuda kurşun işlemez Gülüm..."

Yazılar arşiv 06.2009 Other entries in 2009-06 resimler , videolar

Erkek bilgisayar, dişi bilgisayar

Kadınlar diyor ki:
Bilgisayar erkektir. Çünkü bilgisayarlar aslında sorunları çözmek için yaratılmalarına rağmen ömürlerinin dörtte üçünü sorun yaratarak geçirirler.
Daha da önemlisi bunlardan bir tane aldığınız an, biraz daha sabretmiş olsaydınız çok daha gelişmiş bir modeline sahip olabileceğinizi görüp pişman olursunuz.
Erkekler diyor ki:
Bilgisayar dişidir. Çünkü onun mantığını yaratıcısından başka kimsenin anlaması mümkün değildir. Yaptığınız en ufak hatayı bile hafızasına kaydedip tekrar tekrar önünüze koyar.
Ve bir bilgisayar aldıktan kısa bir süre sonra farkedersiniz ki, asıl parayı ona gereken aksesuarlar için harcamak zorundasınız.

Yumurtalık kistlerinde takip önemli

Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, kadınlarda yumurtalıklarda görülen kistlerin çoğunlukla iyi olduğunu belirterek “Bu kistlerin %80 kadarı iyi huylu olmasına karşın yine de yarattığı sorunlar bakımından mutlak takip ve tedavi gerektirirler” diyor. Özellikle üreme çağındaki kadınların yaklaşık olarak % 30-40’ında görülen yumurtalık kistleri, kadın hayatının her döneminde ortaya çıkabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, yumurtalıkta görülen kistlerin %80 kadarı iyi huylu olmasına karşın yine de yarattığı sorunlar bakımından mutlak takip ve tedavi gerektirdiğini vurguluyor. Prof. Dr. Fıçıcıoğlu, yumurtalıkta neden kist oluştuğu konusunda şunları söylüyor: “Yumurtalıklar oldukça dinamik organlardır. Beyinde hipofiz adlı yapıdan salgılanan hormonlar ile yumurtalıklarda her ay, içinde yumurta barındıran küçük kistçikler gelişir. Bunlara folikül kisti denir. Bazen yumurtlama sonrası bu folikül kistleri büyüyebilir ancak genellikle diğer adet dönemine kadar yok olurlar. Bu fizyolojik bir süreci yansıtır. Bazen ise patolojik kistler oluşur. Bunlar üzerinde durulması ve tedavi edilmesi gereken yumurtalık kistlerini oluştururlar.”

Yumurtalık kistlerinde takip önemli

Geç belirti verebilir Yumurtalık kistlerinde belirtilerin kistin boyutuna veya salgıladığı hormonlara bağlı olarak değişkenlik göstereceğini söyleyen Prof. Dr. Fıçıcıoğlu, hangi belirtilerin görüldüğünü şöyle anlatıyor: “Kist çapı büyüdükçe karın ve kasık ağrısı, karında kitle ele gelmesi, kabızlık, barsak alışkanlıklarında bozulma, sık idrara çıkma hissi gibi bası bulguları ortaya çıkar. Kist hormonal olarak da aktifse adet düzensizliği, aşırı kanama, kilo artışı, kıllanma, akne ve sivilce çıkması gibi bulgular ortaya çıkar. Kisti olan bayanlarda kistin sapı etrafında dönmesiyle (torsiyon) veya kendiliğinden yırtılması ile çok şiddetli bıçak saplanır gibi ağrı oluşabilir. Bu durumda hemen en yakın hastaneye gidilmelidir. Öncelikle bayanlar rutin yıllık jinekolojik takiplerini ihmal etmemelidirler. Çünkü yumurtalık kistlerinin ve yumurtalık tümörlerinin çoğu geç belirti verdiklerinden önemli oranda ileri evrelerde ve çok büyümüş olarak saptanırlar. Belirtilen şikâyetleri olan bayanlar yıllık muayeneyi beklemeksizin mutlaka jinekologlarına başvurmalıdırlar. Özellikle 18 yaşından önceki kistler, 40 yaşından sonraki over kitleleri, hızlı büyüyen kistler, tedaviye rağmen geçmeyen kistler, menopoz öncesi 6 cm.den, menopoz sonrası ise 3 cm.den büyük kistler, ultrasonografide iç yapıları düzensiz olarak izlenen veya içinde solid kitleler olan kistler özel takip gerektirir.” Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, yumurtalık kistlerinin tedavileriyle ilgili olarak da şu bilgileri veriyor: “İlaçlarla tedavi (Adet düzenleyiciler veya doğum kontrol hapları gibi), kistin iğne ile boşaltılması, ameliyatla tedavi olarak üç tedavi seçeneği vardır. Tüm tetkikler yapıldıktan sonra yüksek ihtimalle kistin iyi huylu olduğu düşünülürse adet düzenleyici veya doğum kontrol hapları kullanılarak gerileme olup olmadığı takip edilebilir. Özellikle tüp bebek uygulamalarından önce basit kistler tedavi öncesi jinekolojik ultrasonografi rehberliğinde ince bir iğne vasıtası ile boşaltılabilir. Bu iki tedavi sadece basit görünümlü ve iyi huylu olduğu düşünülen kistlerde uygulanmalıdır. Kist ameliyatları da açık ve kapalı olmak üzere iki şekilde yapılabilir. Habis özellik gösteren kistlerde, çok büyük kitlelerde genellikle açık ameliyat tercih edilir. Biz genellikle hastanemizde laparoskopi denilen kapalı ameliyatları uygulamaktayız.”Laparoskopi ile mükemmel sonuçlarla ameliyatı bitiriyoruz. Hasta daha az ağrı duyuyor, daha kısa süre hastanede kalıyor ve daha erken taburcu olup ayağa kalkıyor.”

Süper kadın olmaya çalışmak hasta ediyor...

Süper kadınların hastalığı olarak adlandırılan "fibromiyalji"de hastalar, yaygın kas ağrıları, çarpıntı, migren, ellerde uyuşma, barsak spazmları, gaz şikayetlerinden yakınıyor. Hastalar doktora "Her yerim ağrıyor, dayak yemiş gibiyim, sabah bitkin kalkıyorum." diyerek geliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayda Uluhan, “Bu hastalık daha çok süper kadınların hastalığı. Kesin bir tedavisi yok, hastaya hayata bakışını değiştirmesi, aşırı stresten uzak durmasını öneriyoruz” dedi.

Fibromiyaljiye kas romatizması denilse de, ne iltihaplı bir hastalık, ne de romatizmal bir rahatsızlık. Birçok belirtisi var. Hastalığın tam olarak neden olduğu bilinmemekle birlikte, uyku bozukluğu olan kişilerde daha çok görülüyor.

Normalde uykunun dört evresi var. Uykunun dördüncü evresine geçemeyen kişilerde vücut gerginliğinin ertesi güne sarkması nedeniyle bu hastalığın oluşabildiğini belirten Dr. Uluhan, şöyle konuştu: “Vücudun sırt, göğüs, kol içleri, dirsekler, kalçalar gibi bölgelerindeki gerginlik noktalarındaki hassasiyet ve ağrı bölgeleriyle kendini gösteriyor. Hastalar doktora her yerim ağrıyor, dayak yemiş gibiyim, sabah bitkin kalkıyorum, hiç uyumamış gibiyim derler. En ağır romatizmada bile hasta her yerim ağrıyor demez, ama bu hastalar her yerlerinin ağrıdığını ifade ederler.”

Süper kadın olmaya çalışmak hasta ediyor...



Doktor doktor dolaştıran hastalık

Fibromiyalji hastaları esas olarak kas ağrılarıyla doktora gidiyorlar. Ama iç organ kasları, spastik kolon, sinirsel kolit, baş ağrısı, çarpıntı, ellerde uyuşma, çene kitlemesi ve diş gıcırdatma gibi rahatsızlıklarla diş hekimine de başvurabiliyorlar. Yani birçok bölümü dolaşıyorlar ama teşhis konulduğunda tüm bu yakınmalar bitiyor. Hastalığın tedavisi yoktur demenin daha doğru bir yaklaşım olacağını belirten Dr. Ayda Uluhan, şunları söyledi: “Hastalara hayat tarzınızı, kafa yapınızı değiştirmeniz, zihninizi ve ruhunuzu rahatlatmanız lazım diyoruz. Aynı zamanda yaşam koşullarının da değiştirilmesi gerekiyor. Spora, kaplıcaya gitmek rahatlatıyor. Endişeyi de tedavi ediyoruz. Erkeklerde olunca daha zor, çünkü erkekler kabullenmiyor ya da kabullenmekte zorlanıyor. Kadınlar ise daha kolay kabulleniyor. Hastaların gergin kişilik yapılarıyla, süper kadın dediğimiz işini, evini her şeyini planlayıp yapmaya çalışan bir kadın grubu var. Amerika’da 4-5 milyon kişi fibromiyalji hastalığından yakınıyor.”

Fizik tedavi fayda sağlıyor

Hastalığın tedavisinde birçok branştan destek alınıyor. Ancak fizik tedavi, egzersiz, ilaç tedavisi büyük yarar sağlıyor. Hastalığı zamana yayarak tedavi etmeye çalışmak gerekiyor. Hastalarda dönem dönem şikayetler artıyor. Çocuğu sünnet oluyor, evleniyor ya da bir evden başka bir eve taşınıyor, bunlar süper kadınlarda telaşa, endişeye, hastalık belirtilerinin artmasına neden oluyor. Bu özel stres durumlarında hastalara ilaç tedavisi verdiklerini, onun dışında ilaç vermediklerini belirten Dr. Uluhan, “Tiroid ve romatizmal hastalıkların fibromiyaljinin dışında tutulması lazım. Bunun için de kan tahlillerinin ve muayenenin iyi yapılması çok önemli. Fizik tedavi romatolog ve dahiliye uzmanı bu hastalığın teşhisini koyabiliyor. Ama testleri de yapmak lazım” dedi.

Hastalık hastası olarak biliniyorlar

Fibromiyalji hastalarının toplumda "hastalık hastası" olarak adlandırıldıklarını, hastalıkları nedeniyle doktor doktor dolaştıkları için böyle bilindiklerini anlatan Dr. Uluhan, artık hastalığın kimyasının bilindiğini belirtiyor. Uyku bozukluğundan oluşan kimyasal maddeler kaslara toplanıyor. Yapılan biyopsilerde de bu maddelerin varlığı saptanmış. O yüzden hastaya senin bir şeyin yok denmemesi, iyi araştırılması gerekiyor. Hastalığın nedeni fiziksel olabildiği gibi ruhsal da olabiliyor. Fibromiyalji vücudun tüm sistemlerini etkiliyor. Hastaların eskiden doktor doktor dolaştıklarını şimdi tek elden çözümünün bulunduğunu belirten Dr. Uluhan, “Fizik tedavi ve romatoloji bunu tedavi ediyor, romatoloji teşhiste doğru adres, tedavide ise fizik tedavinin önemli yeri var” dedi.

Erkeğin kadından farkı

Erkeğin kadından farkı
Kadın ve erkek arasındaki en büyük fark nedir? Bu sorunun cevabını düşünmeyen kadın yoktur herhalde. Biz size şöyle özetleyebiliriz; siz ağlarken, o neden ağladığınıza anlam veremez....

Biz duygularımızı ne kadar açık anlatırsak anlatalım erkekler bu duyguları anlamakta zorluk çekerler. Siz onun yüzünden karşısında hıçkırıklara boğulurken, o size "niye ağlıyorsun" diye sorar. Bu küçük bir örnek olsa da tüm kadınların yaşadığı bir örnektir.

Erkekler ilişkide daha birçok şeyi sizden farklı düşünür. İşte bazıları...

Özel günlerin hiçbir önemi yok!           

Erkekler genelde aşkta küçük ayrıntılar üzerinde durmazlar. Örneğin yıl dönümlerinizi, doğum gününüzü unutabilirler. Ancak bu onlar için çok büyük bir sorun değildir. Hatta çoğu kez özel gün kavramının ne olduğunu bile hatırlamazlar. Çünkü bu gibi şeyler onlara göre küçük detaylardır. Kötü niyetle değil ama kendilerince hayatta önem verdikleri başka şeyler olduğundan çok da fazla tarihlere takılıp kalmazlar. Bu nedenle sevgiliniz sizin ile ilgili özel bir günü unuttuğunda hemen bozulup üzülmek yerine, kibarca uyarın ve asla bunu sizi sevmediği için yaptığını düşünmeyin.

Onu arayıp aramamanız çok da önemli değildir!               

Kadınlar sevgilileri tarafından aranmayı ve ilgilenilmeyi çok sever. Oysa telefon etmek erkekler için çok de gerekli bir durum değildir. Sevgilisini gün içinde mutlaka araması gerektiğini düşünmez. Hatta eğer bu konuda ona biraz sitemli davranırsanız, neden böyle davrandığınızı ve bir telefon görüşmesine neden bu kadar önem verdiğinizi anlayamaz.

Biten bir ilişki arkasından ağlanmaz       

Erkekler bazı durumları kadınlara göre daha kolay kabullenebilir. Ayrılık onlar için kabullenilmesi gereken bir gerçektir. Eğer ilişki bitmişse, ayrılmak gerekiyorsa yapılacak bir şey yoktur. Tabii bu tamamen onların üzülmediği anlamına gelmez. Çoğu zaman üzüntülerini dışa vurmamayı, duygularını karşısındakine aktarmamayı tercih ederler. Böyle zamanlarda mantıklı düşünceyi ön plana çıkarırlar. Onlar için bir ilişki bittiyse bitmiştir, üzülse bile bunun fayda sağlamayacağını düşünür.
                                                      

Aşk Hakkında Hiçbir Şey Bilmiyorsun!

Herkesin bildiklerinden farklıdır mutlaka bildiklerin. Anlatmaya başlasan saatlerce de dinletebilirsin. Aşkın mantığını, felsefesini çözmüşsün ya beyim; yanılıyorsun! Sen aşk hakkında hiçbir şey bilmiyorsun!
Aşk Hakkında Hiçbir Şey Bilmiyorsun!
Kadın
Bildiğini sandıkların gönülde işlemez. Gerçek bir aşk yolcusu olmamışsın ki hiç! Bahsettiğim ille de kadına duyulan aşk değilken üstelik, sen yine de bilmiyorsun, aklında biriktirdiğin milyonlarca kelimeye rağmen. Teoride yaşamak senin yaptığın, pratiğe gelince çürüyorsun. Kendi kapanlarını kurmuşsun yollara, o rotada gideceğini bilerek hem de, farkında değilsin, kaçırdığın sadece aşk değil, bir ömre uzaktan el sallıyorsun.
Sana, beni sevmeyi beceremediğin için kızgın değilim. Tam tersi kendini sevmekten vazgeçmene bu isyanım. Oysa nasıl değişirdi şu bir türlü kabullenemediğin dünya, bilsen, aşkın lezzetini bir tadabilsen. Ah be sevgili! Dışarıda henüz güneş batmamışken, neden geceye çevirir ki bedenini insan? Bu düşünce tarlasına ektiğin tohumların yanında çıkan dikenlerin, aşkın parseline denk gelmesi de, tesadüf müdür acaba? Kendini böyle sevilmeye layık görmüyor mu ki ruhun? Aşkın özrü yaşam olamaz. Hangi yanına dönsen bitiremediğin şu günlük hayat dertlerini, üzerine zırh gibi giyerek, kaçtığın bu koyu yalnızlıkların da sence bir açıklaması vardır elbette; zaten amaç bu değil mi? Hep sebepler bulmadın mı düşleyemediğin yaşanacaklara? Düpedüz korkaksın işte! Boşuna itiraz etme, gönül kilitleyip suyun karanlık yerlerine kaçarak, tam ortasında duruyormuş gibi gösterip aslında yok olmak bir aşkın içinden, korkaklık değilse nedir?
Sen aşkı Azrail yapmışın kendine, oysa yaşamın en kolay tarafıdır ölmek. Sevmeden yaşamak meziyet değil, o kavuran dertlerine rağmen hayatın sevebiliyorsan, işte o zaman senindir zafer. Bana dünyayı anlatma, ben cehennemin en dibinden geldim hayatın ortasına. Piştiğim, kavrulduğum yangınlarla eğittim ruhumu. Savaşmak ne demek en iyi ben bilirim. Tek başına bir kadın olarak cenk etmekten, ayakta durmaktan, püskürtmekten daha zor olamaz, senin kavga dediklerin. Yine de kalbimi korudum kötülüklerden, hatta sadece yüreğim kalmış olabilir temiz kalan bu bedende.
Her şeyin, dünyanın tam merkezinde durarak, gezegenleri kendi etrafına alıp, bu koca sonsuzlukta, senden başkasının derdi yokmuş ve en çok seninkiler büyükmüş gibi salınıyorsun ya; sadece gülümsüyorum. Elindeki misketleri gösterip, “ne kadar ağır bunları cebinde taşımak biliyor musun?” diyorsun. Gözlerin bir an sırtımda duran küfeye kaysa, içinde taşıdığım o kocaman kaya parçalarını görsen, belki utanacaksın suskunluğumdan. Bakmıyorsun! Aşk dediğin koca bir yalan senin için, zorla, ellerinle parçalayarak yalan ediyorsun.
Sevgili, bilirim ki kimsenin yüreğine zorla koyulmaz aşk dediğin. Ne Afrodit karışır bu işe, ne Eros! Sen kalbinden vazgeçtiysen, Alaaddin’in lambasından çıkan cin bile, söküp alamaz, üstüne her gün yenisini ekleyerek sıktığın demir kemerleri kalbinden. Ben sadece  söylüyorum, aşka dair anlattıkların var ya, hepsi hikaye, sen aşk hakkında hiçbir şey bilmiyorsun!

TEK SUÇLU BENİM

zaman içinde yaşlanan bir kalp taşıyorum...bedenimden daha

yaşlıyım...bunu anlıyorum.çok yorgunum artık...bu bitmeyen

hayat savaşı beni her gün daha çok yoruyor , ve artık

dayanacak gücüm kalmadığını görüyorum...ama savaşmak

zorundayım...ben ki yıllarca her şeye dayanan güçlü bir

kadınım..öyle ki kimsenin bana yaklaşamağı deli bir

kadınım...erkek ellerim narinliği ne zaman görücek diye

hayallerle geçirdiğim savaşların içinde hep ellerimin kadın

olacağı günü bekledim...hala daha beklemem se hayata güç

veriyor sanki...bunu düşünüyorum şimdilerde..ben hayal

kurdukça o engelliyor...evet biliyorum önce savaşı kazan sonra

mutlu ol...hayallerini al....ama çok yorgunum artık çokkk...


hayat felsefem:artık geçerli değil.ben mutsuzca büyüdüm...kendi kendine...sadece yalnız oyunlarımda gülerdim ...hayali arkadaşlarımla mutlu olurdum...gerçek oyun arkadaşlarımıysa

hep yönetirdim..yaşıtlarım benim gibi değildi...oyunlar

mükemmel olmalıydı ve ben ne istersem o olucaktı oyunda...ve

ben mutlu edilmeye izin vermedim...

ben insanları mutlu ederek mutlu olabilmeyi tercih

ettim...sevdiğim insanları mutlu ettiğimde bende mutlu

oluyordum...onlar gülmeliydi..onları ne kadar çok sevdiğimi

hissettirmeliydim...aslında ben hep istediği verdim . verirken de

hep bir gün karşılığını alacağımı düşündüm...bir gün mutlaka

benide onlar mutlu ediceklerdi...

       şimdi anladım:

yaşım 28 ...bu zamana kadar ben hiç mutlu edilmedim...kimse

benim onu sevdiğim kadar beni sevmedi...benim gösterdiğim

kadar değer görmedim...şimdi anlıyorum...ben bensiz hiç mutlu

edilmedim...benim savaşım gerçek mutluluktu...ben hayatla

bunun için savaştım...

       çok sevdim:

herkezi, herşeyi

,hayatı,acıyı,sevdayı,ayrılığı,özlemi,hasreti,beklemeyi,insanları

,HERŞEYİ çok sevdim...ben hep aynı sevilmek istedim...barış

olsun huzur olsun istedim...sevdiklerim açken ben tok

olmadım...kimseyi yalnız bırakmadım...herkeze yetiştim...çok

sevdim...çünkü çok sevilmek istedim...ama o sevgi sadece

bana özelmiş. kimse beni benim kadar

sevemezmiş...sevmediklerini anladığımda gördüm...ilgi

bekledim.anlayış bekledim..düşünüldüğümü bilmek

isterdim...ben ağlarken göz yaşlarımı hiç sildirmedim...çünkü

ben hep yalnız ağladım...bunu şimdi anladım...

öyle güçlenmişim ki bu hayat savaşında...ben kimseye boyun

bükmedim..hep verirken ; hiç istediğimi söylemedim...kimse

benim de sevgiye ilgiye ihtiyacım olduğunu anlamadı...sebeb se

bendim...benim gücüm...öyle kalkanlarla sarmışım ki bedenimi

öyle kuşanmış ki kalbim...kimse kırmasın diye:
benim de muhtaçladığımı kimse bilmedi...

oysa sevgisiz büyütülen ben: babamdan tek hatırladığım

yediğim dayaklardı.bir kere anneme sarıldığımı hatırlamadan

büyüdüm ben.yaşım 28:bir  kere babama sarılmadım

ben:eskiden koltukta uyur numarası yapardım ;babam beni

kucağına alsın diye.kızardı beni taşırken kucağında

duyardım,ama olsun babam beni kucağına aldı diye kendimi

mutlu ederdim...annem beni sevsin diye ona yardım eder evde

her şeyi yapmaya çalışırdım.oysa onun bana ayıracak hiç

zamanı olmadı.oda hep çalışmak zorundaydı..işinin bittiği

zamanlarda komşularda alırdık soluğu ve annnem hep dert

yanardı...beni hiç görmedi hiç...

18 yaşıma geldiğimde yandı kalbim...yanmakta güzel

sandım...bu sefer gerçekten mutlu olacağıma inandım...ama o

da olmadı...insanlarda gördüğüm mutluluğu ben hiç

yaşamadım...

şimdiyse her şeyi çok iyi anlıyorum...ve tek tek herkezi bilerek

kaybediyorum hayatımda...herkez sınava tabi :farkında değiller

evet biliyorum.ama gördüklerim hep aynı.ben artık beni

düşünmeyeni düşünmüyorum...

kendi haline kalsın dünyam...

ve ben artık mutlu edilmeden mutlu olmayacağım.sahte

gülmeyeceğim.kimseye yardım etmeyeceğim...ben artık melek

değilim...ben artık dileğim...

BİLİYORUM TEK SUÇLU BENİM.

http://askkadinlari.blogcu.com/KADINLARIN+HAYALLERI/

Ayakkabı seçerken dikkat

Ayakkabı seçerken dikkat

 

Küçük bir sorun olarak başlayan ancak tedavi edilmediğinde cerrahi müdahaleye kadar gidebilen tırnak batmalarına günlük hayatta yaptığımız bazı hatalar neden oluyor.

 Tırnak kesiminde dikkat edilecek birkaç önemli nokta, tırnak batması sorununun önüne geçebilir. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay, tırnak batmaları ile ilgili sorularımızı yanıtladı.   

                          

Tırnak batması neden kaynaklanıyor?     

Ayak tırnakları pek çok nedenle batabiliyor. Her yaşta olabilen ağrı, şişlik ve ikincil enfeksiyon gibi tablolara yol açabilen bu durum, en sık ayağın birinci parmak tırnaklarında görülüyor. Genetik eğilim, aşırı terleme, terlemeyi artıran faktörler, sentetik, solumayan ayakkabılar, dar ve darbe oluşturan ayakkabılar tırnak batmasının en sık rastlanan nedenleri arasında yer alıyor.

Kadınlarda topuklu ve sivri burunlu, erkeklerde sert ve sivri burunlu ayakkabılar ile yapılan uzun yürüyüşler ve spor, tırnakların yanlış kesilmesi ve pedikür de sık rastlanan nedenler. Tırnakların düz yerine U şeklinde, içe doğru kesilmesi, yan kenarlarının testere şeklinde düzensiz kesilmesi, kısa kesilmesi, tırnak kenarlarının koparılması tırnak batmasına yol açabiliyor.

                                                                                                  

Nasıl bir tedavi süreci yaşanıyor? Tedavi yöntemleri neler?

Kısa süreli vakalarda, öncelikle bölgesel kurutucular, antibiyotikli kremler, gerektiğinde ağızdan antibiyotik gibi ilaçla tedavi yöntemleri deneniyor. Bazı tırnak mantarı olgularında da tırnakta batma olabiliyor. Bu durum farklı ilaç kullanımı gerektirebiliyor. Bu tedavilerle yanıt alınamadığında, oluşan rahatsızlığın boyutuna göre, kimyasal koterizasyon, elektrokoterizasyon, krioterapi, tırnak yatağı cerrahisi (tırnak yatağı revizyonu, kısmi tırnak cerrahisi) uygulanabiliyor. Uzun süreli vakalarda cerrahi yöntemler öncelikle tercih ediliyor.

                                                                                           

Tırnak batması rahatsızlığı olanlar neye dikkat etmeli?

Ayak tırnaklarında batmayı engellemek için, oluşturucu etkenlerden sakınmak, tedavinin temel prensibini oluşturuyor. Tırnak batmasını engellemek için yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:                               

                                                                         

Uygun ayakkabı seçimi : Ayağı sıkmayan, darbe oluşturmayan, alçak topuklu, olabildiğince yumuşak, hava döngüsüne izin veren ayakkabılar seçilmeli.

Tırnakların doğru kesilmesi: Tırnak uçları düz, yan kenarlara aşırı girmeden, hafifçe ovalleştirerek kesilmeli. Bu yolla yan kenarların düzensizleşmesine izin verilmemeli. Tırnak kenarları kesinlikle koparılmamalı.

Aşırı terlemeye yol açacak faktörlerden kaçınma: Sentetik olmayan, hava döngüsüne izin veren ayakkabılar seçilmeli. Pamuklu çorap giyilmeli, ayak yıkandıktan ve uzun su içi aktivitelerden sonra iyi kurulanmalı.

Temiz , steril şartlarda pedikür uygulanmalı.

Tırnak çevresinde hafif bir kızarma, hassasiyet olduğunda, basit bir nemlendirici kullanılmalı. Yakınmalar artınca bir deri hastalıkları uzmanı ile görüşülmeli.

 

Tırnak batması sorunu olanlar hastanelerde hangi bölüme gitmeli? Hangi bölümler bu alanla ilgili?

Öncelikle bir deri hastalıkları uzmanına başvurulması gerekiyor. İlk olarak kesin tanının konmasının ardından, gerekli tedavi yöntemi (İlaç ve cerrahi tedaviler) uygulanmalı.

 

Türkiye’de yaygın bir rahatsızlık mı?

Oldukça sık rastlanılan bir hastalık. Artırıcı etkenlerden uzak durmak ve erken evrede planlanan tedaviler hastayı cerrahi tedavilerden koruyabilir.

Güzelleşirken sağlığınızdan olmayın!

Güzelleşirken sağlığınızdan olmayın!

 

Yaz aylarında yapımı artan vücut dövmesinde, AIDS ve bulaşıcı hastalık risklerine karşı steril ortamların ve sağlık müdürlüklerinden onaylı yerlerin tercih edilmesi gerektiği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, yaptığı açıklamada, yaz mevsiminin başlamasıyla özellikle turistik bölgelerde dövme yaptıranların sayısında önemli oranda artış yaşandığını belirtti.        
 
Sağlıksız koşullarda yapılan dövmeler nedeniyle görülen hastalıklarda da buna bağlı olarak artış yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Memişoğlu, şöyle devam etti:
“Dövme yapımı yarı tıbbi bir uygulama. Bu nedenle Sağlık müdürlüklerinin onayı olmayan yerde yaptırmamalı. Ayrıca, işlem sırasında kullanılan iğneler her kişi için değiştirilmeli. Dövme yaptıran kişi iğnenin değiştirildiğini muhakkak kontrol etmeli. Çünkü steril olmayan iğnelerle yapılan dövmeler hepatit A, B, C, AIDS ile bazı enfeksiyon hastalıklarına yol açabilir. Ayrıca, deri alerjisine yol açabilecek kimyasal boyaların da kesinlikle kullanılmamasına dikkat edilmeli.”

GÜNEŞTEN UZAK TUTULMALI                                              

Prof. Dr. Memişoğlu, işlemin iğne ile yapıldığı için dövmenin bulunduğu bölgede başlangıçta yara oluştuğunun altını çizerek, o bölgenin özellikle ilk 2-3 hafta içerisinde çok iyi muhafaza edilmesi gerektiğine dikkati çekti.      
                                            
Aksi takdirde derinin sertleşmesi ve kabarması gibi sorunlarla karşılaşılabileceğini belirten Prof. Dr. Memişoğlu, “En az 15-20 gün dövme yapılan bölge güneşten uzak tutulmalı” dedi.
                                                                     
DÖVMENİN ÇIKARTILMASI                                      

Prof. Dr. Memişoğlu, dövmelerin kalıcı ve geçici olarak yapılabildiğini belirterek, bazı durumlarda kalıcı dövmelerin çıkartılması talebiyle karşılaştıklarını anlattı.
Dövmelerin, ancak lazer tedavisi ve cerrahi müdahalelerle çıkarılabildiğini bildiren Prof. Dr. Memişoğlu, şöyle konuştu:
“Ancak her dövme çıkartılır diye bir şey yok. Dövmelerin sadece bazıları iz bırakmadan çıkartılabiliyor. Ayrıca, dövme yaptırırken koyu renk tercih edilirse çıkartılması daha kolay olur. Çünkü koyu renklerde lazer tedavisi daha etkin sonuç veriyor.”

50 İLE 12 BİN TL ARASINDA DEĞİŞİYOR

Adana'da faaliyet gösteren bir dövme stüdyosu sahibi Kamil Baril de yaz aylarıyla birlikte dövme yaptıranların sayısında önemli artış yaşandığını belirtirken, yapılan dövmelerin ise boyutlarına göre fiyatlarının da değiştiğini söyledi.

Kadınların daha çok melek ve yıldız, erkeklerin ise güç ve yırtıcılığı simgeleyen figürleri tercih ettiğini belirten Baril, vücuda yapılan küçük bir kelebeğin 50 TL olduğunu, vücudun tamamını kaplayan dövmenin fiyatının ise 12 bin TL'ye kadar çıktığını kaydetti.

Hayvan figürlerinin yanı sıra sevgili isimleri veya baş harflerinin de sıkça tercih edildiğini kaydeden Baril, en çok dövme yaptıranların ise gençler olduğunu sözlerine ekledi.

Kadın sesinin inanılmaz yararı

Kadın sesinin inanılmaz yararı

 

Uzmanlar kadın sesinin bitkiler üzerindeki inananılmaz etkilerini ortaya koydu. İşte sonuç..

Britanya Kraliyet Bahçecilik Derneğinin (RHS) yaptığı araştırmada, kadın bahçıvanların seslerinin domates fidelerinin daha çok büyümesini sağladığı gözlemlendi.

Daily Telefraph'ın haberine göre, RHS'nin Surrey'deki bir bahçesinde nisanda başlayan deneyde, John Wyndham'ın "The Day of the Triffids", Shakespeare'in "Yaz Gecesi Rüyası" ve Charles Darwin'in "Türlerin Kökeni" adlı eserlerinden parçalar çeşitli kişiler tarafından okunarak kayıt yapıldı.

10 domates fidesiyle yapılan deneyde, bu kayıtlar fidelerin saksılarına iliştirilen kulaklık vasıtasıyla bitkilere dinlettirildi. Kontrol grubu olarak 2 domates fidesine ise hiçbir şey dinlettirilmedi.

Bir ay süren deneyin sonucunda, kadın sesi dinletilen fidelerin erkek sesi dinletilenlere oranla ortalama 2,5 santimetre daha fazla uzadığı belirlendi.

Hatta bazı erkek sesleri o kadar başarısız oldu ki, bu seslerin dinletildiği fideler "sessizlik içinde büyümeye bırakılan" kontrol grubundaki fidelerden bile daha az büyüdü.
                                                  

Yüksek sesin çocuklara etkisi

Çocuk olmak ne kadar zorsa bir çocuğu yetiştirmek de işte o kadar hassasiyet gerektiren bir süreçtir. Çevremizde çocuklarımızı tehdit eden bunca tehlike mevcutken bir anne-baba olarak onlara gerekli eğitimi, uygun gelişim ortamını sağlamak uzman desteği almayı gerektirebilir. Sürekli gelişen toplumumuzda çocuğumuzun da kendi gelişim basamaklarını tırmanırken aynı zamanda çağın gelişim özelliklerini taşımasına yardımcı olmak onun bakımında en üst görevlerimizden biridir.

Sokakta, evde, okulda ve çocuğumuzun içinde bulunduğu tüm ortamlarda bir gürültü, bir kalabalık ve karmaşanın mevcut olduğu kaçınılmaz. Çocuklarımız bu durumlarda ne kadar savunma mekanizmaları geliştirseler de yüksek ses ve gürültü ortamları onların tüm gelişim özelliklerini olumsuz etkileyebilmektedir. Yüksek sesli ortamlar çocukların hem işitsel dengelerini etkileyebileceği gibi hem de psikolojik olarak travmatik özellikler gösterebilmektedir. Sözü edilen yüksek ses ve gürültü bir eğlence ortamı olabileceği gibi doğal olayların getirdiği gök gürültüsü, patlayıcı maddeler vs. gibi çocuğu ürkütebilecek sesler içerebilir. En önemli gürültü ise en çok zaman geçirilen ve en fazla eğitimin sağlandığı aile içindeki, ev içindeki gürültüdür. Anne-baba birbirlerine seslerini duyuramazken ve gittikçe daha fazla yüksek sesle konuşmaya başlamışken onları izleyen, onların yüksek sesli iletişimsizliğinden etkilenen çocuklarının farkında olmayabilirler.

Yüksek sesin çocuklara etkisi



Gerek bebeklik döneminde, gerekse erken çocukluk ve ergenlik dönemini kapsayan yaş aralıklarında çocuklar birçok gelişim basamağını tırmanırken, önlerine çıkacak olumsuzluklarla baş etmenin yararlı yönlerinden çok çocuğun, yaşıtlarının gerisinde seyretmesine, takılmasına neden olan faktörlere ebeveyn olarak dikkat etmemiz gerekir. Eşimizle aramızda anlaşmazlıklar olabilir, çatışmalar yaşayabiliriz veya her ilişki de olabileceği gibi dönemlik sıkıntılarımız olabilir. Bunları konuşarak, tartışarak veya bir süre kaçarak farklı yöntemlerle yenebilir, üstesinden gelebiliriz. Çocuklarımızın yanında da tartışmalar yapabiliriz. Bu davranış şekilleri sağlıklı olmakla birlikte, iletişimsizlik halinde sadece bağırarak ve birbirimizin sözünü keserek yaptığımız gürültüler çocuklarımızın yanlış örneklerle yüzyüze gelmesi ve duygusal olarak yıpranmasına neden olabilir. Bunun dışında çocuğumuzun gerek fiziksel, gerek zihinsel alanlarında gelişme sağlayabilmemiz için, sosyal anlamda dışlanmışlık, iletişime geçememe, konuşma ve dil alanlarında problemlerle karşılaşmamaları için öncelikle bizim onlara iyi birer model olabilmemiz ve iletişimimizi kuvvetlendirmemiz, çocuklarımızı gürültüden uzak ve anlaşılır ilişkiler içinde büyütmemiz gerekir. Yüksek sesli ortamlarda büyüyen çocukların özellikle kendini ifade de güçlük çektikleri, kekemelik gibi dil ve psikolojik faktörlerin tetiklediği bozukluklarla karşılaştıkları ve gerek yaşıtları gerekse diğer insanlarla iletişim problemleri yaşadıkları gözlenmektedir. Bu problemler erken çocukluk ve ergenlik döneminde kendisini saldırgan, sapkın, uyumsuz davranışlarla gösterebilir. İleriki yaş dönemlerinde ise birçok patolojiyi içinde barındırabilir. Onun kişiliği oluşurken bebeklikten itibaren yanında kavga etmemeli, yüksek sesle konuşmamalı ve aşırı gürültülü ortamlardan uzak tutabilmeliyiz. Onun ruhsal dünyasında kalıcı yaralar açmamaya her koşulda dikkat etmeliyiz.

Bebeğimizin ve çocuğumuzun iletişiminin, sözel ve bedensel etkileşiminin ve iş birliğinin güçlenmesi, yaşamla barışık olması, sağlıklı bir birey olarak toplumda yer alması yönünden onu desteklemeli, uygun gelişim ortamını sağlamalı ve uygun model olabilmeliyiz. Problemlerle baş etmekte güçlük çektiğimiz durumlarda uzman desteğine başvurmak olumlu sonuca varmakta bize doğru yöntem ve zaman kazandıracaktır.