fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

tamarra

"Her gün gençliğim için bir zulüm,sebebi sensin gülüm...Gülüşüme bir kurşun sıksa da ölüm,unutma ki umuda kurşun işlemez Gülüm..."

Kanatlarımız yanmış bir kere..

Tüm serüvenimde hep aynı şarkılar vardı.

İstanbul’a geldiğim ilk günlerdi. Genceciktim. Hevesliydim. Kalbimde büyüttüğüm isimlere o kadar yakındım ki...

Ama çok zorlu geçen o ilk yılın sonunda anlamıştım.

Şiirine, romanına, filmine, kitabına hayranlık duyduğum sanatçıları tanımamam gerekiyordu. Beni dünya üzerine uçuran o eserle arama sahibi girmemeliydi... Yarattıkları ölümsüzdü ama yaratıcısı faniydi... Tanık olduğum zayıflıkları, öfkeleri, tamamlanmamışlıkları, zaafları bozuyordu zihnimdeki o şahane imgeyi...

Çocuksu bir masumiyetin saflığıyla küsüyordum onlara...

Çünkü üretmenin sanatçıyı çürüttüğünü, kanattığını, kaldırımlara düşürdüğünü, zayıflattığını, kemirdiğini ve yerle gök arasında defalarca savurduğunu bilmiyordum...

Çirkinleşmeden güzelliği bulamayacağımı, ellerim kirlenmeden temizlenemeyeceğimi ve bu şehirde kalacaksam eğer cehennemden kaç kez geçmem gerektiğini de bilmiyordum...

***

Dün gece mumlar yaktım. Perdeyi aralayıp sokağı ve çok uzaktan görünen denizi seyretmeye başladım. Ateşböcekleri gördüm birden... Yüksek binaların arasındaki uzak denizden bir gemi geçti... Açık balkon kapısında uçuşan tüller her havalandığında içeriye muhteşem bir ıhlamur kokusu doluyordu...

Dinlediğim şarkı da tam bu anın şarkısıydı işte...

Ardı ardına geliyordu şarkılar zaten; bağımsız, serseri, deli, neşeli, hüzünlü, yaşlı şarkılar...

Şarkıların birinde on dokuz yaşındayım, ülkemi değiştirmişim, diğerinde otuzlarım başlamış ve kim bilir kaçıncı ayrılığı toparlamış kaldırmışım, ötekinde yirmi altı yaşındayım ve en mutlu yıllarımı yaşamaktayım, bir sonrakinde artık vazgeçmişim her şeyden, ardından gelendeyse geriye saymışım yılları...

Bu şarkılar ne çok şey biliyorlar aslında. En kirli, en zayıf, en masum, en hain, en savunmasız günler ve gecelerimi...

Ama sadece şarkılar biliyor, şarkıların yaratıcısı değil... 

Şarkılar biliyor cehennemden kaç kez geçtiğimi...

***

Dün gece İstanbul’a geldiğim o ilk günden bu yana kaç kez geçtim cehennemden diye düşündüm... Her geçişimde biraz daha yandı kanatlarım, her geçişimde biraz daha azaldı masumiyetim... 

Bir baksanıza çevrenize, geçmişinize, on yıl önceki resimlerinize... Nasıl da yanık izleri var her birimizde ve nasıl benziyoruz aslında hepimiz birbirimize...

Kaç kez geçmişsiniz ateşten? Bugün daha güçlü daha dayanıklı, daha sertsiniz değil mi? Ve artık kabullendiniz siz de, hayat böyle bir şey işte! Hepimiz iyi niyetlerimizi ateşe verdik, mecburduk buna... Her geçişimizde ateşi harlayan, kapıyı tutan şeytanla aşina olduk birbirimize... Böyle böyle bitti işte masumiyetimiz... Şimdi güçlü, dayanıklı, kolay kolay yıkılmaz insanlar olduk varsayımda...

***

Yaptığım her iyiliğin mükâfatını aldığım gibi kendime yenik düşüp işlediğim her günahın bedelini de ödediğimi düşünüyorum... Cennet ve cehennem bilinmezde değil hayır... Burada... Dünya üzerinde. Aşkla, çocuk doğurmakla, sevilmekle, neşeyle geçtim cennetten...

Tüm serüvenimde hep aynı şarkılar vardı. Sevabıma ve günahıma şahit o şarkılarla arama sahibi hiç girmedi biliyor musunuz...

Onun evinin kapısından hiç girmedim ben. Birkaç tesadüfi karşılaşma, kısa süreli sohbetler dışında yakından tanımadım onu... Bir Sezen Aksu seveni olarak sihrini bozmaktan korkup uzaktan uzaktan baktım hep ona... (Şarkıları şahidimdir onu nice sadık sevdiğime... Bu da böyle biline.)

Günahınız, sevabınız, ilk aşkınız, kanlı gözyaşınız, yarım kalan sevişmeniz, gönülde yanlış kaynamış kırığınız ne varsa işte... Sezen Aksu’nun olağanüstü seçkin albümü “Düş Bahçeleri 2” de... Nasıl yaptığı bilinemez ama ülkenin tamamını yakından tanıyan o şahane kadının bu şahane albümü, ah nasıl güzel...


İclal Aydın